<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İ.Ü. SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ ÖZERK FORUMU / İnternetteki Eviniz - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://siyasalforum.net/forum/</link>
		<description><![CDATA[İ.Ü. SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ ÖZERK FORUMU / İnternetteki Eviniz - http://siyasalforum.net/forum]]></description>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 17:06:05 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Enderunlu olmak]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1054</link>
			<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 11:34:06 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1054</guid>
			<description><![CDATA[Uzun süre önce üye olmama rağmen, aktif olarak yeni girmeye başladım.<br />
Böyle bir sitede paylaşımlarda bulunmak ve biraraya gelmek önemlidir. Mezunlarımızın tecrübelerini paylaşması, birlik ve dayanışma içinde olması başarılarımızı arttıracaktır.<br />
<br />
Ahmet Fidan Bey'e teşekkurlerimi sunar, daha çok katılımlar dilerim.<br />
<br />
Fırat Ayhan 92]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uzun süre önce üye olmama rağmen, aktif olarak yeni girmeye başladım.<br />
Böyle bir sitede paylaşımlarda bulunmak ve biraraya gelmek önemlidir. Mezunlarımızın tecrübelerini paylaşması, birlik ve dayanışma içinde olması başarılarımızı arttıracaktır.<br />
<br />
Ahmet Fidan Bey'e teşekkurlerimi sunar, daha çok katılımlar dilerim.<br />
<br />
Fırat Ayhan 92]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Krizlere Neden Olan Krediler]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1053</link>
			<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 11:24:14 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1053</guid>
			<description><![CDATA[ABD&#8217;de uygulanan Mortgage (Tut-sat) modeli kredilerde son bir yıldır başlayan krizdeki aksamalar incelendiğinde, küresel krize neden olan kredi türünün Suprime Mortgage nitelikteki krediler olduğu anlaşılmaktadır. Bu kredi türü niteliği itibarıyla hükümet politikasına bağlı olarak yürütülen, düşük gelir gruplarına konut edindirme formülünü içermektedir. <br />
    <br />
ABD hükümetinin düşük gelir gruplarının kredi kullanımını teşvik etmesi neticesinde artarak çoğalan Subrime krediler, dar gelir grupları tarafından bir hak olarak görülmeye başlanmış, neticede bu kredinin kullandırılma şartları gevşemeye başlamıştır. Subrime krediler özü bakımından riskli olmasına rağmen gerekli titizlik gösterilmemiş riski yüksek kişilere kullandırılmıştır. Faiz ve anapara ödemelerinde başlayan aksaklıklar büyüyerek diğer kredi türlerine de yansımıştır. <br />
    <br />
Hükümetin yoğun desteğiyle kullandırılan bu krediler, dar gelirli tüketicileri konut alım satımı yoluyla kar elde etme beklentisine itmiş, bu sebeple piyasada dengeler bozulmuş, kullanılan krediler karşılığında teminat olarak gösterilen konutların değerleri düşmüştür. Konut satın almanın bir yatırım aracı olarak görülmesi neticesinde bozulan piyasa dengeleri nedeniyle geri ödemelerde aksamalar başlamış, teminat olarak gösterilen konutlar kredi kullandıran kurumlar tarafından nakite çevrilme çabalarına girince de piyasada daha çok konut arzı oluşmuştur. Sözleşmede gösterilen konut değerlerin yarı fiyatına kadar düşmesi piyasalardaki dengelerin daha da bozulmasına neden olmuştur. <br />
    <br />
Mortgage Piyasası kredinin düzenlendiği birincil piyasalar ile bu kredilere dayalı menkul kıymetlerin alınıp satıldığı ikincil piyasalardan oluşur. Böyle bir piyasada bulunanlar bireysel yatırımcı, kurumsal yatırımcı, yatırım bankaları ve serbest fon katılımcılarına kadar uzanmaktadır. Kullandırılan kredilerde faiz ve anapara ödemeleri çıkartılan menkul kıymetler aracılığı ile ulusal ve uluslararası yatırımcılara kadar uzanmaktadır. Sistemde görülen aksaklık zincirleme olarak ulusal ve uluslararası yatırımcıları etkilemektedir. <br />
     <br />
Geçmişte Türkiye&#8217;de yaşanılan krizde de görüldüğü gibi finansal kurumlarca kullandırılan kredilerin kalitesi çok önemlidir. Kullandırılan kredi verimliliğinin düşmesi, denetim mekanizmasının eksikliği gibi sebeplerle ortaya çıkan aksaklıklar tahmin edilmeyen krizlere dönüşebilmektedir.<br />
<br />
Fırat Ayhan yazıları-5-]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ABD&#8217;de uygulanan Mortgage (Tut-sat) modeli kredilerde son bir yıldır başlayan krizdeki aksamalar incelendiğinde, küresel krize neden olan kredi türünün Suprime Mortgage nitelikteki krediler olduğu anlaşılmaktadır. Bu kredi türü niteliği itibarıyla hükümet politikasına bağlı olarak yürütülen, düşük gelir gruplarına konut edindirme formülünü içermektedir. <br />
    <br />
ABD hükümetinin düşük gelir gruplarının kredi kullanımını teşvik etmesi neticesinde artarak çoğalan Subrime krediler, dar gelir grupları tarafından bir hak olarak görülmeye başlanmış, neticede bu kredinin kullandırılma şartları gevşemeye başlamıştır. Subrime krediler özü bakımından riskli olmasına rağmen gerekli titizlik gösterilmemiş riski yüksek kişilere kullandırılmıştır. Faiz ve anapara ödemelerinde başlayan aksaklıklar büyüyerek diğer kredi türlerine de yansımıştır. <br />
    <br />
Hükümetin yoğun desteğiyle kullandırılan bu krediler, dar gelirli tüketicileri konut alım satımı yoluyla kar elde etme beklentisine itmiş, bu sebeple piyasada dengeler bozulmuş, kullanılan krediler karşılığında teminat olarak gösterilen konutların değerleri düşmüştür. Konut satın almanın bir yatırım aracı olarak görülmesi neticesinde bozulan piyasa dengeleri nedeniyle geri ödemelerde aksamalar başlamış, teminat olarak gösterilen konutlar kredi kullandıran kurumlar tarafından nakite çevrilme çabalarına girince de piyasada daha çok konut arzı oluşmuştur. Sözleşmede gösterilen konut değerlerin yarı fiyatına kadar düşmesi piyasalardaki dengelerin daha da bozulmasına neden olmuştur. <br />
    <br />
Mortgage Piyasası kredinin düzenlendiği birincil piyasalar ile bu kredilere dayalı menkul kıymetlerin alınıp satıldığı ikincil piyasalardan oluşur. Böyle bir piyasada bulunanlar bireysel yatırımcı, kurumsal yatırımcı, yatırım bankaları ve serbest fon katılımcılarına kadar uzanmaktadır. Kullandırılan kredilerde faiz ve anapara ödemeleri çıkartılan menkul kıymetler aracılığı ile ulusal ve uluslararası yatırımcılara kadar uzanmaktadır. Sistemde görülen aksaklık zincirleme olarak ulusal ve uluslararası yatırımcıları etkilemektedir. <br />
     <br />
Geçmişte Türkiye&#8217;de yaşanılan krizde de görüldüğü gibi finansal kurumlarca kullandırılan kredilerin kalitesi çok önemlidir. Kullandırılan kredi verimliliğinin düşmesi, denetim mekanizmasının eksikliği gibi sebeplerle ortaya çıkan aksaklıklar tahmin edilmeyen krizlere dönüşebilmektedir.<br />
<br />
Fırat Ayhan yazıları-5-]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Pirinç Tanesini Küçümsemeyin!!!!!!!!]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1052</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 13:31:06 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1052</guid>
			<description><![CDATA[Beş yaşında idim.<br />
 Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.<br />
 Bir tane yere düştü.<br />
 Babaannem eğildi,<br />
 aramaya başladı.<br />
 Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .<br />
 Çocukluk iste,<br />
 <br />
 -Aman babaanne dedim.<br />
 - Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?<br />
 Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.<br />
 -Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.<br />
 - Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'<br />
 Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.<br />
<br />
 <br />
 Aradan yıllar geçti.<br />
 Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.<br />
 Alain'in proposlarini okuyorum.<br />
 Birden irkildim.<br />
 Babaannemi hatırladım.<br />
 Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa<br />
 karşı ihanet etmiş olur diyordu.<br />
 İlave ediyordu.<br />
 Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın<br />
 teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.<br />
 <br />
 On dokuz yıl evveldi.<br />
 Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim.<br />
 Geceydi. Sabahleyin, traş olmak i çin<br />
 lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.<br />
 'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın,<br />
 yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç<br />
 çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.<br />
 Doğrusu hayretler içinde kaldım.<br />
 Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.<br />
 Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.<br />
 İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık<br />
 jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor,<br />
 gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.<br />
 <br />
 İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.<br />
 'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.<br />
 Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa,<br />
 kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,<br />
 kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla<br />
 ağaç ziyanına engel olun.'<br />
 <br />
 Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.<br />
 Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, <br />
hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir..<br />
 Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.<br />
 Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.<br />
 Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.<br />
 Zamanın başbakanı meclisi toplar.<br />
 Kürsüye çıkar.<br />
 Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;<br />
 <br />
 -Şu andan itibaren der,<br />
 <br />
 -Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, <br />
pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.<br />
 -Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.<br />
 Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.<br />
 Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun<br />
 bütün kesimlerini, tek istisna olmadan<br />
 kapsadığını söylemeye gerek yok.<br />
 Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.<br />
 Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...<br />
 <br />
 <br />
 *Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, <br />
gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla,<br />
 yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?<br />
 <br />
 *Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. <br />
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, <br />
İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.<br />
 <br />
 Bir mıh bir nalı kurtarır.<br />
 Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,<br />
 Bir komutan bir orduyu,<br />
 Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..<br />
 <br />
 Maddi durumumuz ne olursa olsun,<br />
 ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.<br />
 Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Beş yaşında idim.<br />
 Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.<br />
 Bir tane yere düştü.<br />
 Babaannem eğildi,<br />
 aramaya başladı.<br />
 Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .<br />
 Çocukluk iste,<br />
 <br />
 -Aman babaanne dedim.<br />
 - Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?<br />
 Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.<br />
 -Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.<br />
 - Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'<br />
 Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.<br />
<br />
 <br />
 Aradan yıllar geçti.<br />
 Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.<br />
 Alain'in proposlarini okuyorum.<br />
 Birden irkildim.<br />
 Babaannemi hatırladım.<br />
 Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa<br />
 karşı ihanet etmiş olur diyordu.<br />
 İlave ediyordu.<br />
 Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın<br />
 teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.<br />
 <br />
 On dokuz yıl evveldi.<br />
 Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim.<br />
 Geceydi. Sabahleyin, traş olmak i çin<br />
 lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.<br />
 'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın,<br />
 yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç<br />
 çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.<br />
 Doğrusu hayretler içinde kaldım.<br />
 Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.<br />
 Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.<br />
 İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık<br />
 jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor,<br />
 gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.<br />
 <br />
 İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.<br />
 'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.<br />
 Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa,<br />
 kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,<br />
 kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla<br />
 ağaç ziyanına engel olun.'<br />
 <br />
 Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.<br />
 Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, <br />
hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir..<br />
 Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.<br />
 Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.<br />
 Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.<br />
 Zamanın başbakanı meclisi toplar.<br />
 Kürsüye çıkar.<br />
 Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;<br />
 <br />
 -Şu andan itibaren der,<br />
 <br />
 -Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, <br />
pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.<br />
 -Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.<br />
 Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.<br />
 Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun<br />
 bütün kesimlerini, tek istisna olmadan<br />
 kapsadığını söylemeye gerek yok.<br />
 Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.<br />
 Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...<br />
 <br />
 <br />
 *Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, <br />
gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla,<br />
 yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?<br />
 <br />
 *Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. <br />
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, <br />
İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.<br />
 <br />
 Bir mıh bir nalı kurtarır.<br />
 Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,<br />
 Bir komutan bir orduyu,<br />
 Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..<br />
 <br />
 Maddi durumumuz ne olursa olsun,<br />
 ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.<br />
 Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dantellektüel Dışsallık!]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1051</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 01:08:32 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1051</guid>
			<description><![CDATA[ Dantellektüel Dışsallık!<br />
18 Kasım 2008 Salı<br />
Toplum<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Bu başlığı çok aramadım. Belki biraz hoyrat bir başlık ama o kadar da kusurum olsun artık. Toplumu gözleyen bir gözlemci olarak bu yazı başlığını kullanmamın gerçek nedeni, toplumdaki seçkinlere diyeceğimin hayli birikmiş olmasıdır.<br />
<br />
İster eğitimci olsun, ister bürokrat olsun, ister yargı mensubu olsun, ister asker polis kolluk gücü olsun bu sıfatları taşıyan kişilerin toplumsal sorumsuzluklarının neden olduğu olayları dile getirmek istiyorum.<br />
<br />
Nasıl ki, odalarımıza kalöriferin girmesiyle kuzine veya sobanın kalkmasıyla ve/veya internet cep telefonu vb. teknolojilerin girmesiyle aile birliği yok oldu, tıpkı onun gibi, yine teknolojik gelişmeler nedeniyle tuzu kuruyan aydın kesim de ortalıktan çekilmeye, toplumdan izole olmaya başladı.<br />
<br />
Bu gün aydınlar veya toplumun elit kesimi (dantellektüel kesim), akşam altıda işten çıktıktan sonra genellikle doğrudan (neredeyse koşa koşa) kibrit kutusu evinin yolunu tutmakta. Yediden sekiz buçuğa kadar akşam yemeğinin ardından dokuzdan onikiye kadar başlayan TV izleme mesaisi ve devamla yatak odasının yolu tutulmakta. Pek tabi ki sabah erken kalkılıyor ve ertesi sabahtan itibaren aynı tekdüze hayat bu şekilde sürüp gitmekte.<br />
<br />
Bu kronik davranış fenomeni sarmal halinde aksamadan devam etmekte. Her geçen gün de bu rutin hayat daha da kemikleşmekte. Toplumdan hızla çekilen aydın kesimin yeri niteliksiz ve cahil kişilerce doldurulmakta ve toplumsal bozulma süreci hızlanmakta. Öte yandan, toplumdaki tatminsiz bireyler, dışa dönük ve üretken kişiler teşvik göremediklerinden kendilerini ortaya koyacak fırsatı yakalayamamış olmaktadır.<br />
<br />
Oysa ki, daha dün diyebileceğimiz kadar eski olmayan tarihlerde, Cumhuriyetin ilk yıllarından 1970 li yıllara kadar insanlar işten çıkar çıkmaz akşam saatlerinde en az iki saat toplum içinde kalmaktaydı. Bu durumda toplumun aydın kesimi insanlar arasında bulundukça sıradan halk kitlelerinin yönlendirilmesinde, eğitilmesinde, bilinçlendirilmesinde dolaylı yoldan işlev görmekteydi.<br />
<br />
Daha dün kahvehanelerin adı &#8220;kıraathane&#8221; (okuma salonu) idi ve buralarda uzun uzun sohbetler yapılır, mürettiplerin (dizgicilerin) itina ile dizdikleri hurufatın (harflerin) döktürüldüğü mecmualar (dergiler) cerideler (gazeteler) müştereken okunurdu. Yani toplumda reel anlamda cap canlı bir iletişim olurdu.<br />
<br />
Bu gün bırakın aydın kesim ile aydın olmayan kesimin birbiriyle iletişimini, bu kesim kendi içinde dahi yüz yüze gelmekten kaçar olduklarından DOLU DİZGİN giden bireyselleşme dalgası toplum değerlerini ve dinamiklerini çözmeye devam etmekte. Bir kurumda aynı odada on sene çalışıp ta birbirinin evine gitmeyi bırakın evinin yolunu bile bilmeyen sözde aydın özde kör sağır ve dilsizler her geçen gün artmakta.<br />
<br />
Bütün bunlar toplumun çözülmesinde DEVLET ve SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI TARAFINDAN EL ATILMASI, ÖNLEM ALINMASI ZORUNLULUK HALİNE GELEN olgulardır. Bu dantellektüel kitle bireyselleştikçe toplumdan kendini mahrum ettikçe ortaya çıkan eksi dışsallıklar katlanarak ve önü alınmaz hale gelmektedir.<br />
Aydın kesimin toplumsal değerler adına biraz daha bilinçli, ve paylaşımcı olmasını temenni ediyorum.<br />
<br />
Esen kalın.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Dantellektüel Dışsallık!<br />
18 Kasım 2008 Salı<br />
Toplum<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Bu başlığı çok aramadım. Belki biraz hoyrat bir başlık ama o kadar da kusurum olsun artık. Toplumu gözleyen bir gözlemci olarak bu yazı başlığını kullanmamın gerçek nedeni, toplumdaki seçkinlere diyeceğimin hayli birikmiş olmasıdır.<br />
<br />
İster eğitimci olsun, ister bürokrat olsun, ister yargı mensubu olsun, ister asker polis kolluk gücü olsun bu sıfatları taşıyan kişilerin toplumsal sorumsuzluklarının neden olduğu olayları dile getirmek istiyorum.<br />
<br />
Nasıl ki, odalarımıza kalöriferin girmesiyle kuzine veya sobanın kalkmasıyla ve/veya internet cep telefonu vb. teknolojilerin girmesiyle aile birliği yok oldu, tıpkı onun gibi, yine teknolojik gelişmeler nedeniyle tuzu kuruyan aydın kesim de ortalıktan çekilmeye, toplumdan izole olmaya başladı.<br />
<br />
Bu gün aydınlar veya toplumun elit kesimi (dantellektüel kesim), akşam altıda işten çıktıktan sonra genellikle doğrudan (neredeyse koşa koşa) kibrit kutusu evinin yolunu tutmakta. Yediden sekiz buçuğa kadar akşam yemeğinin ardından dokuzdan onikiye kadar başlayan TV izleme mesaisi ve devamla yatak odasının yolu tutulmakta. Pek tabi ki sabah erken kalkılıyor ve ertesi sabahtan itibaren aynı tekdüze hayat bu şekilde sürüp gitmekte.<br />
<br />
Bu kronik davranış fenomeni sarmal halinde aksamadan devam etmekte. Her geçen gün de bu rutin hayat daha da kemikleşmekte. Toplumdan hızla çekilen aydın kesimin yeri niteliksiz ve cahil kişilerce doldurulmakta ve toplumsal bozulma süreci hızlanmakta. Öte yandan, toplumdaki tatminsiz bireyler, dışa dönük ve üretken kişiler teşvik göremediklerinden kendilerini ortaya koyacak fırsatı yakalayamamış olmaktadır.<br />
<br />
Oysa ki, daha dün diyebileceğimiz kadar eski olmayan tarihlerde, Cumhuriyetin ilk yıllarından 1970 li yıllara kadar insanlar işten çıkar çıkmaz akşam saatlerinde en az iki saat toplum içinde kalmaktaydı. Bu durumda toplumun aydın kesimi insanlar arasında bulundukça sıradan halk kitlelerinin yönlendirilmesinde, eğitilmesinde, bilinçlendirilmesinde dolaylı yoldan işlev görmekteydi.<br />
<br />
Daha dün kahvehanelerin adı &#8220;kıraathane&#8221; (okuma salonu) idi ve buralarda uzun uzun sohbetler yapılır, mürettiplerin (dizgicilerin) itina ile dizdikleri hurufatın (harflerin) döktürüldüğü mecmualar (dergiler) cerideler (gazeteler) müştereken okunurdu. Yani toplumda reel anlamda cap canlı bir iletişim olurdu.<br />
<br />
Bu gün bırakın aydın kesim ile aydın olmayan kesimin birbiriyle iletişimini, bu kesim kendi içinde dahi yüz yüze gelmekten kaçar olduklarından DOLU DİZGİN giden bireyselleşme dalgası toplum değerlerini ve dinamiklerini çözmeye devam etmekte. Bir kurumda aynı odada on sene çalışıp ta birbirinin evine gitmeyi bırakın evinin yolunu bile bilmeyen sözde aydın özde kör sağır ve dilsizler her geçen gün artmakta.<br />
<br />
Bütün bunlar toplumun çözülmesinde DEVLET ve SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI TARAFINDAN EL ATILMASI, ÖNLEM ALINMASI ZORUNLULUK HALİNE GELEN olgulardır. Bu dantellektüel kitle bireyselleştikçe toplumdan kendini mahrum ettikçe ortaya çıkan eksi dışsallıklar katlanarak ve önü alınmaz hale gelmektedir.<br />
Aydın kesimin toplumsal değerler adına biraz daha bilinçli, ve paylaşımcı olmasını temenni ediyorum.<br />
<br />
Esen kalın.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kentsel Dönüşüm Betonlaşma Olmamalı, Olamaz!!!]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1050</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 01:02:26 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1050</guid>
			<description><![CDATA[ Kentsel Dönüşüm Betonlaşma Olmamalı, Olamaz!!!<br />
17 Kasım 2008 Pazartesi<br />
Mimari<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Çağımızın en belirgin özelliklerinden biri olan kentleşme olanca hızıyla devam ederken bu hızın ivmesine paralel olarak malesef betonlaşma süreci de beraberinde gelmektedir. Kentleşmenin onca yoğun, rutin ve homojen yapısına rağmen hala kent yöneticileri yapılaşma eğilimleri ve imar politikaları açısından gafletten uyanamamaktalar.<br />
<br />
Özellikle konut alanlarının çok yüksek katlı binalarla ve bitişik nizam planlanması, yapılarda da sop soğuk düz duvarlı beton ögelerinin kullanılması sanallaşan, sanallaştıkça hormonlaşan ve homojenleşen kütleleri ve bu kütleler içinde robotlaşmış kitleleri doğurmaktadır.<br />
<br />
İster TOKİ konutları olsun, ister özel sektör kuruluşları ve mühendislik şirketlerinin konutları olsun bu günkü kentsel dönüşüm kapsamında ortaya koydukları ürünler, mimari tasarımlar inanılmaz eblehlik örneğidir. Kibrit kutusu evlerde ve bu kibrit kutusu evlerinin çekmece gibi balkonlarında yaşayan insanlar her gün betonlara baktıkça katılaşan, tekdüzeleşen hayatlarına eminim lanet okuyacaktır lisanı hal ile.<br />
<br />
ESTETİK BEYİN NOKSANLIĞI<br />
<br />
Ya bu beton yapıların rengine ve biçimine ne dersiniz.<br />
<br />
Hani bir yapıyı mühendislik olarak inşa edersiniz. Bu beton ögelerin çizimi, tasarımı, şekillendirilmesi ve en önemlisi de boyanması daha başka vahim tablolar oluşturmaktadır. Bir politik karar çok şeylere kadirdir. Örneğin kimin fikri veya önerisi bilmiyorum ama yıllar önce uygulamaya geçirilen elektrik trafolarının Türk Kültürünün izlerini taşıyan eski evleri anımsatan görünümlerde dekore edilmesi boyanması son derece güzel bir kazanımdı.<br />
<br />
Peki böylesi güzel uygulamaların kent estetiği ve kültüründe son derece takdire şayan sonuçlar doğurmasından ders alınmaz mı?<br />
<br />
Türk Kültürü&#8217;nün asırlar boyu derin izlerini yansıtan eski evlerimizin rengi, duruşu hatıralarımıza kazınmışken en azından bize medeniyet derinliklerimizi anımsattıracak alternatif düşük katlı ayrık nizam ve dış çephelerinin de tek düze boyanmadığı eski mahalle evlerinin tıpkısı olmasa bile bunların izlerini taşıyan bir estetik kaygı güdülemez mi?<br />
<br />
Kent yöneticilerinin yerel yönetim temsilcilerinin Fen İşleri, Yapı İşleri, İmar, Çevre Müdürlerini bu vizyonu taşıyacak kişilerden seçmeleri çok mu zor. Hemen şimdi yerel yöneticiler savunma mekanizmaları ayaklarını kullanacaktır.<br />
<br />
Buradan hemen HAYIR, HAYIR, HAYIR, HAYIR, HAYIR  diyorum. Mazeret asla yoktur olamaz. Bir çok açıdan mazeret kabul edilemez. İlk olarak bu kişiler bu vizyonu taşıyacak kişilerden seçilmelidir. Buna karşı başkanlar, böylesi eğitimli ve kalifiye personelimiz yok diyebilir. Bu züğürt savunma mekanizmasını baştan reddediyoruz. Çünkü eğitim diye bir olgu var. Bu kişiler, yurt içi ve yurt dışı yapı ve mimarlık fuarlarına, gezilerine, eğitim veya seminerlerine kurum tarafından görevli olarak gönderilmelidir. Söz konusu birimlerin başındaki kişilerin bilgi ve görgüleri genişletilmelidir.<br />
<br />
Netilikli kalifiye personel yok denilmesi hiç bir anlam taşımamaktadır. Başkanlar bu birimlere liyakatli kişileri getirmediği sürece olacağı budur. Bu konuda özel mühendislik mimarlık kuruluşlarının da sorumluluk taşımaları zorunluluk olmalıdır.<br />
<br />
Dahası, kentsel dönüşüm alanlarında bulunan orijinal yapılar, estetik olgular, mutlak surette yeni beton ögelerinde kullanılmalıdır. Böylece küreselleşen dünyada yerel değerlerimizi korumakta çok önemli bir duruş sergilemiş oluruz. Tekdüzeleşen insanları en azından fiziksel mekanlar olarak bu psikozdan kurtarabiliriz. Bu şekilde belki de ilgili alanlarda kent kimliğiğini yeniden canlandırabiliriz.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Kentsel Dönüşüm Betonlaşma Olmamalı, Olamaz!!!<br />
17 Kasım 2008 Pazartesi<br />
Mimari<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Çağımızın en belirgin özelliklerinden biri olan kentleşme olanca hızıyla devam ederken bu hızın ivmesine paralel olarak malesef betonlaşma süreci de beraberinde gelmektedir. Kentleşmenin onca yoğun, rutin ve homojen yapısına rağmen hala kent yöneticileri yapılaşma eğilimleri ve imar politikaları açısından gafletten uyanamamaktalar.<br />
<br />
Özellikle konut alanlarının çok yüksek katlı binalarla ve bitişik nizam planlanması, yapılarda da sop soğuk düz duvarlı beton ögelerinin kullanılması sanallaşan, sanallaştıkça hormonlaşan ve homojenleşen kütleleri ve bu kütleler içinde robotlaşmış kitleleri doğurmaktadır.<br />
<br />
İster TOKİ konutları olsun, ister özel sektör kuruluşları ve mühendislik şirketlerinin konutları olsun bu günkü kentsel dönüşüm kapsamında ortaya koydukları ürünler, mimari tasarımlar inanılmaz eblehlik örneğidir. Kibrit kutusu evlerde ve bu kibrit kutusu evlerinin çekmece gibi balkonlarında yaşayan insanlar her gün betonlara baktıkça katılaşan, tekdüzeleşen hayatlarına eminim lanet okuyacaktır lisanı hal ile.<br />
<br />
ESTETİK BEYİN NOKSANLIĞI<br />
<br />
Ya bu beton yapıların rengine ve biçimine ne dersiniz.<br />
<br />
Hani bir yapıyı mühendislik olarak inşa edersiniz. Bu beton ögelerin çizimi, tasarımı, şekillendirilmesi ve en önemlisi de boyanması daha başka vahim tablolar oluşturmaktadır. Bir politik karar çok şeylere kadirdir. Örneğin kimin fikri veya önerisi bilmiyorum ama yıllar önce uygulamaya geçirilen elektrik trafolarının Türk Kültürünün izlerini taşıyan eski evleri anımsatan görünümlerde dekore edilmesi boyanması son derece güzel bir kazanımdı.<br />
<br />
Peki böylesi güzel uygulamaların kent estetiği ve kültüründe son derece takdire şayan sonuçlar doğurmasından ders alınmaz mı?<br />
<br />
Türk Kültürü&#8217;nün asırlar boyu derin izlerini yansıtan eski evlerimizin rengi, duruşu hatıralarımıza kazınmışken en azından bize medeniyet derinliklerimizi anımsattıracak alternatif düşük katlı ayrık nizam ve dış çephelerinin de tek düze boyanmadığı eski mahalle evlerinin tıpkısı olmasa bile bunların izlerini taşıyan bir estetik kaygı güdülemez mi?<br />
<br />
Kent yöneticilerinin yerel yönetim temsilcilerinin Fen İşleri, Yapı İşleri, İmar, Çevre Müdürlerini bu vizyonu taşıyacak kişilerden seçmeleri çok mu zor. Hemen şimdi yerel yöneticiler savunma mekanizmaları ayaklarını kullanacaktır.<br />
<br />
Buradan hemen HAYIR, HAYIR, HAYIR, HAYIR, HAYIR  diyorum. Mazeret asla yoktur olamaz. Bir çok açıdan mazeret kabul edilemez. İlk olarak bu kişiler bu vizyonu taşıyacak kişilerden seçilmelidir. Buna karşı başkanlar, böylesi eğitimli ve kalifiye personelimiz yok diyebilir. Bu züğürt savunma mekanizmasını baştan reddediyoruz. Çünkü eğitim diye bir olgu var. Bu kişiler, yurt içi ve yurt dışı yapı ve mimarlık fuarlarına, gezilerine, eğitim veya seminerlerine kurum tarafından görevli olarak gönderilmelidir. Söz konusu birimlerin başındaki kişilerin bilgi ve görgüleri genişletilmelidir.<br />
<br />
Netilikli kalifiye personel yok denilmesi hiç bir anlam taşımamaktadır. Başkanlar bu birimlere liyakatli kişileri getirmediği sürece olacağı budur. Bu konuda özel mühendislik mimarlık kuruluşlarının da sorumluluk taşımaları zorunluluk olmalıdır.<br />
<br />
Dahası, kentsel dönüşüm alanlarında bulunan orijinal yapılar, estetik olgular, mutlak surette yeni beton ögelerinde kullanılmalıdır. Böylece küreselleşen dünyada yerel değerlerimizi korumakta çok önemli bir duruş sergilemiş oluruz. Tekdüzeleşen insanları en azından fiziksel mekanlar olarak bu psikozdan kurtarabiliriz. Bu şekilde belki de ilgili alanlarda kent kimliğiğini yeniden canlandırabiliriz.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pazar Yazısı: Aynaya Nağme]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1049</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:58:57 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1049</guid>
			<description><![CDATA[ Pazar Yazısı: Aynaya Nağme<br />
16 Kasım 2008 Pazar<br />
Yaşam<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Sayın mı desem, saygıdeğer mi desem ne diyeceğimi bilemediğim ama içimden sevgili demenin geldiği &#8220;Sevgili&#8221; ayna.<br />
<br />
Bu pazar yazısını da sana yazacağım hiç aklımdan gelmemişti doğrusu.<br />
<br />
Sen ki en temiz en şeffaf, en masum sır küpü bir arkadaşsın.<br />
<br />
Sana kızar, sana güler, sana dertleniriz her zaman.<br />
<br />
Bir çoğumuz da hani şu yeni yetmelerin adına &#8220;pleybek&#8221; (playback) dedikleri cesaret toplama ritüelleri yapar karşında.<br />
<br />
Onca hazırlıklarımızın çalışmalarımızın gösterilerimizin, törenlerimizin galasını izlersin. Şüphesiz en özgününden, en yalınından gelmiş geçmiş bütün hayatların galasını izleyen tek varlık sensin.<br />
<br />
Onca iltifatlar, onca küfürler, onca derinden bakışlar sana yapılır önce&#8230;<br />
<br />
Söyle bana ey ayna, benden başka&#8230;.. soruları var ya hani her zaman duyduğun. Kim bilir bu teselliyi ne zorluklarla veriyorsundur kimilerine.<br />
<br />
Güzellerin tasdikçisi, güzel olmayanların da bir şekilde tesellisi olmak kolay olmasa gerek.<br />
<br />
Ayna ben en başta sana teşekkür etmek istiyorum. Kendini yakışıklı veya güzel hissetmeyenlerin adına yapıyorum bu teşekkürümü. Sağa dönüp sola dönüp en iyi en beğendiğimiz halimizin en güzel göründüğümüz görüş açımızın kopyasını çekmekteyiz sana baktıkça.<br />
<br />
Sevgili ayna;<br />
<br />
Ya içimizdekileri de yansıtabilseydik sana. Kim tutabilirdi haaa, söyle kim tutabilirdi seni.<br />
<br />
Emin ol, ne çerçeven kalırdı etrafından ne de tek parça halin.<br />
<br />
Ayna ayna söyle bana, var mı benim gibi nağme yazan sana.<br />
<br />
Sevgili ayna. Bu gün kalbimi kırdın.<br />
<br />
Ne kadar baksam da sana hiç teselli bulamadım. Hani bi anlamsız hissettim kendimi. Biraz içerledim, neredeyse karşına geçip bir cıgara yakacaktım bu pazar günü kahvemi de alıp karşında.<br />
<br />
Neyse bu pazar kahvesini ufka bakmaya söz verdim. Gün batımında turuncuya çalan günün ışığını seyretmek için.<br />
<br />
Ayna, sana söyleyeceek o kadar çok şeyim var ki&#8230;<br />
<br />
Ayna beni sakla üşüyorum. Sana itiraflarımdan büzüşüyorum. Sanırım konuştukça senin gözünden düşüyorum.<br />
<br />
Sevgili ayna, camdan yapılmışsın ama milyarlarca sırra rağmen çatlamayan sırların küpüsün. Sevgili ayna, bu yazılarımı sana bakarak yazdım, sürçü lisan ettimse çatlama emi.<br />
<br />
Kal asılı olduğun yerde sağlıcakla.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Pazar Yazısı: Aynaya Nağme<br />
16 Kasım 2008 Pazar<br />
Yaşam<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Sayın mı desem, saygıdeğer mi desem ne diyeceğimi bilemediğim ama içimden sevgili demenin geldiği &#8220;Sevgili&#8221; ayna.<br />
<br />
Bu pazar yazısını da sana yazacağım hiç aklımdan gelmemişti doğrusu.<br />
<br />
Sen ki en temiz en şeffaf, en masum sır küpü bir arkadaşsın.<br />
<br />
Sana kızar, sana güler, sana dertleniriz her zaman.<br />
<br />
Bir çoğumuz da hani şu yeni yetmelerin adına &#8220;pleybek&#8221; (playback) dedikleri cesaret toplama ritüelleri yapar karşında.<br />
<br />
Onca hazırlıklarımızın çalışmalarımızın gösterilerimizin, törenlerimizin galasını izlersin. Şüphesiz en özgününden, en yalınından gelmiş geçmiş bütün hayatların galasını izleyen tek varlık sensin.<br />
<br />
Onca iltifatlar, onca küfürler, onca derinden bakışlar sana yapılır önce&#8230;<br />
<br />
Söyle bana ey ayna, benden başka&#8230;.. soruları var ya hani her zaman duyduğun. Kim bilir bu teselliyi ne zorluklarla veriyorsundur kimilerine.<br />
<br />
Güzellerin tasdikçisi, güzel olmayanların da bir şekilde tesellisi olmak kolay olmasa gerek.<br />
<br />
Ayna ben en başta sana teşekkür etmek istiyorum. Kendini yakışıklı veya güzel hissetmeyenlerin adına yapıyorum bu teşekkürümü. Sağa dönüp sola dönüp en iyi en beğendiğimiz halimizin en güzel göründüğümüz görüş açımızın kopyasını çekmekteyiz sana baktıkça.<br />
<br />
Sevgili ayna;<br />
<br />
Ya içimizdekileri de yansıtabilseydik sana. Kim tutabilirdi haaa, söyle kim tutabilirdi seni.<br />
<br />
Emin ol, ne çerçeven kalırdı etrafından ne de tek parça halin.<br />
<br />
Ayna ayna söyle bana, var mı benim gibi nağme yazan sana.<br />
<br />
Sevgili ayna. Bu gün kalbimi kırdın.<br />
<br />
Ne kadar baksam da sana hiç teselli bulamadım. Hani bi anlamsız hissettim kendimi. Biraz içerledim, neredeyse karşına geçip bir cıgara yakacaktım bu pazar günü kahvemi de alıp karşında.<br />
<br />
Neyse bu pazar kahvesini ufka bakmaya söz verdim. Gün batımında turuncuya çalan günün ışığını seyretmek için.<br />
<br />
Ayna, sana söyleyeceek o kadar çok şeyim var ki&#8230;<br />
<br />
Ayna beni sakla üşüyorum. Sana itiraflarımdan büzüşüyorum. Sanırım konuştukça senin gözünden düşüyorum.<br />
<br />
Sevgili ayna, camdan yapılmışsın ama milyarlarca sırra rağmen çatlamayan sırların küpüsün. Sevgili ayna, bu yazılarımı sana bakarak yazdım, sürçü lisan ettimse çatlama emi.<br />
<br />
Kal asılı olduğun yerde sağlıcakla.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yönetici Yönetimi Üzerine Bir Deneme]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1048</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:55:45 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1048</guid>
			<description><![CDATA[ Yönetici Yönetimi Üzerine Bir Deneme<br />
13 Kasım 2008 Perşembe<br />
Yönetim<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
(Çoktandır düşündüğüm ama bir türlü yazmaya fırsatımın olmadığı bu konuya nihayet sıra geldi.)<br />
<br />
Yönetimin, bütün işletme, yönetim bilimi, sosyal bilim kitaplarında onlarca çeşit tanımı yapılmıştır. Daha konunun başında yeniden yönetimi tanımlayarak deneme yazısını akademik yazıya boğmak istemiyorum. Ama ilk paragrafta yönetimin bir sevk ve koordinasyon/eşgüdüm işlevi olduğunu vurgulamayı da gerekli görüyorum.<br />
<br />
Şimdi, yönetimi biliyoruz da bu &#8220;yönetici yönetimi&#8221; de nereden çıktı diye sual edilebilir. Bendeniz bu konuyu ağır ağdalı akademik bilimsel dergi ve/veya yayınlarda makale haline getirmeden önce Amerika&#8217;yı keşfetme heyecanıyla bütün okurlarımla paylaşma gereği duydum.<br />
<br />
Yöneticiler zaten &#8220;yönetme&#8221; fonsiyonunu veya işini yaparlar. Bu iş onların varlık nedenleridir. Ancak teknolojik gelişmelerin ve iş yaşamındaki stres ve rutinleşmiş yaşam kalıplarının etkisiyle yöneticilerin başlarını kaşıyacak zamanları olamadığı için, yer yer önemli hatta hayati kararlarda bu yoğunluğun da etkisiyle hatalar yapabilmektedirler.<br />
<br />
Yönetici yönetim için önerebileceğim tek statü, yönetici asistanlığıdır. Aslında ilk bakışta yöneticilerin asistanlarını yönetmekte olduğunu, onlara günlük rutin işlerini verdiklerini görebiliriz. Ancak yoğun rutin çalışma temposu içinde yöneticilerin kendi verdikleri işlerin yerine getirilip getirilmediğini bile çoğu zaman takip etme fırsatları olamamaktadır. Bu durumda yönetici asistanlarının yapması gereken, kendi kendine harekete geçerek yöneticilerini öncelikle rutinden kurtarmak, sevk ve idare işlevindeki hayati konularda onalara ayakları yere sağlam basan OPTİMUM KARARI aldırmaktır.<br />
<br />
Bu durumda yönetici asistanları kendi rutinlerini yaparken bir yandan da yöneticilerine stratejik karar almada danışmanlık yapabilmelidir. &#8220;Yönetici Yönetimi&#8221; bu konuda yeni bir bakış açısıyla ve/veya dikey mantıkla yönetici asistanına yön gösterirken, asistan da yöneticiye startejik karar almada paydaş olabilmelidir. Bu konuda insan kaynakları danışmanlık ve eğitim kurumları, &#8220;Yönetici Asistanlığı&#8221; eğitimlerinde yönetici yönetimi başlığını veya dersini de koymalıdır. Bu dersin içeriğinde de yönetici asistanlarına stratejik kararlar, stratejik karar alma süreçleri, bulanık mantıklı fayda maliyet analizleri gösterilmelidir.<br />
<br />
Bu konuyu ilerleyen günlerde birkaç açıdan daha ele almayı düşünüyorum. Şimdiden &#8220;yönetici yönetimi&#8221; konusunda eğitim veya seminer talep eden kişi veya kurumlara demo amaçlı seminerler verebileceğimi de buradan ifade etmek istiyorum.<br />
<br />
Yönetici asistanlarına yönetici yönetimi eğitimi verilmediği sürece, özellikle kamu kurumlarında karşımıza çıkan vahim durum kendini gösterir. Bu vahim durum aslında bir realitedir. O da, ülkeyi yönetenleri yöneten kişilerin ODACILAR, SEKRETERLER, ŞOFÖRLER tarafından yönetildiğidir. Tıpkı &#8221;Emret Bakanım&#8221; dizisindeki gibi. İşte tam bu süreçte, yönetici yönetiminin önemi bir kez daha görülmektedir.<br />
<br />
Şen kalın, esen kalın.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Yönetici Yönetimi Üzerine Bir Deneme<br />
13 Kasım 2008 Perşembe<br />
Yönetim<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
(Çoktandır düşündüğüm ama bir türlü yazmaya fırsatımın olmadığı bu konuya nihayet sıra geldi.)<br />
<br />
Yönetimin, bütün işletme, yönetim bilimi, sosyal bilim kitaplarında onlarca çeşit tanımı yapılmıştır. Daha konunun başında yeniden yönetimi tanımlayarak deneme yazısını akademik yazıya boğmak istemiyorum. Ama ilk paragrafta yönetimin bir sevk ve koordinasyon/eşgüdüm işlevi olduğunu vurgulamayı da gerekli görüyorum.<br />
<br />
Şimdi, yönetimi biliyoruz da bu &#8220;yönetici yönetimi&#8221; de nereden çıktı diye sual edilebilir. Bendeniz bu konuyu ağır ağdalı akademik bilimsel dergi ve/veya yayınlarda makale haline getirmeden önce Amerika&#8217;yı keşfetme heyecanıyla bütün okurlarımla paylaşma gereği duydum.<br />
<br />
Yöneticiler zaten &#8220;yönetme&#8221; fonsiyonunu veya işini yaparlar. Bu iş onların varlık nedenleridir. Ancak teknolojik gelişmelerin ve iş yaşamındaki stres ve rutinleşmiş yaşam kalıplarının etkisiyle yöneticilerin başlarını kaşıyacak zamanları olamadığı için, yer yer önemli hatta hayati kararlarda bu yoğunluğun da etkisiyle hatalar yapabilmektedirler.<br />
<br />
Yönetici yönetim için önerebileceğim tek statü, yönetici asistanlığıdır. Aslında ilk bakışta yöneticilerin asistanlarını yönetmekte olduğunu, onlara günlük rutin işlerini verdiklerini görebiliriz. Ancak yoğun rutin çalışma temposu içinde yöneticilerin kendi verdikleri işlerin yerine getirilip getirilmediğini bile çoğu zaman takip etme fırsatları olamamaktadır. Bu durumda yönetici asistanlarının yapması gereken, kendi kendine harekete geçerek yöneticilerini öncelikle rutinden kurtarmak, sevk ve idare işlevindeki hayati konularda onalara ayakları yere sağlam basan OPTİMUM KARARI aldırmaktır.<br />
<br />
Bu durumda yönetici asistanları kendi rutinlerini yaparken bir yandan da yöneticilerine stratejik karar almada danışmanlık yapabilmelidir. &#8220;Yönetici Yönetimi&#8221; bu konuda yeni bir bakış açısıyla ve/veya dikey mantıkla yönetici asistanına yön gösterirken, asistan da yöneticiye startejik karar almada paydaş olabilmelidir. Bu konuda insan kaynakları danışmanlık ve eğitim kurumları, &#8220;Yönetici Asistanlığı&#8221; eğitimlerinde yönetici yönetimi başlığını veya dersini de koymalıdır. Bu dersin içeriğinde de yönetici asistanlarına stratejik kararlar, stratejik karar alma süreçleri, bulanık mantıklı fayda maliyet analizleri gösterilmelidir.<br />
<br />
Bu konuyu ilerleyen günlerde birkaç açıdan daha ele almayı düşünüyorum. Şimdiden &#8220;yönetici yönetimi&#8221; konusunda eğitim veya seminer talep eden kişi veya kurumlara demo amaçlı seminerler verebileceğimi de buradan ifade etmek istiyorum.<br />
<br />
Yönetici asistanlarına yönetici yönetimi eğitimi verilmediği sürece, özellikle kamu kurumlarında karşımıza çıkan vahim durum kendini gösterir. Bu vahim durum aslında bir realitedir. O da, ülkeyi yönetenleri yöneten kişilerin ODACILAR, SEKRETERLER, ŞOFÖRLER tarafından yönetildiğidir. Tıpkı &#8221;Emret Bakanım&#8221; dizisindeki gibi. İşte tam bu süreçte, yönetici yönetiminin önemi bir kez daha görülmektedir.<br />
<br />
Şen kalın, esen kalın.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Avrupa Birliğinin Bor Kıskançlığı]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1047</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:50:42 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1047</guid>
			<description><![CDATA[ Avrupa Birliğinin Bor Kıskançlığı<br />
10 Kasım 2008 Pazartesi<br />
Ekonomi<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Yinelenebilir enerji kaynaklarından petrol ve doğalgaz rezervleri dibe vururken güneş enerjisinden de azami enerji üretim teknolojisinin hala tam olarak kullanılamaması, gözleri alternatif enerji kaynaklarına yöneltmektedir. Bunların da başında, bor, uranyum, neptünyum gibi mineraller gelmektedir. Bunların en başında da şu an için Türkiye&#8217;de rezerv bakımından en bol olarak bulunan bor minerali bütün dikkatleri üzerine çekmektedir. <br />
<br />
Avrupa birliği (AB) dünya bor rezervinin yüzde 70&#8242;inden fazlasına sahip olan Türkiye&#8217;nin itirazlarına rağmen, boru &#8221;üremeye olumsuz etkili toksik madde&#8221; listesine almıştır.<br />
<br />
Türkiye de, AB&#8217;ye bor ihracatının yüzde 70&#8242;ini olumsuz etkileyecek kararla ilgili Dünya Ticaret Örgütü&#8217;nde (DTÖ) dava açmaya hazırlanıyor. Daha önce 2 kez DTÖ yaptırımlarına maruz kalan Türkiye, ilk kez DTÖ&#8217;ye şikayette bulunurken, bunun AB aleyhine olması da ayrıca önem taşıyor.<br />
<br />
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, AB, 67/548/ECC sayılı AB Komisyonu direktifi doğrultusunda, tehlikeli maddelerin sınıflandırılması, ambalajlanması ve etiketlenmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Direktif uyarınca, kimyasal maddeler, insan sağlığı yönünden risk durumlarına göre 3 listede toplanıyor. İnsan üzerinde yapılan deneylere göre sağlık üzerinde olumsuz etkileri belirlenen ürünler ilk listede yer alırken, hayvanlar üzerinde yapılan deneylere göre insanları da olumsuz etkileyebileceği öngörülen ürünler &#8221;2 sayılı liste&#8221;de sınıflandırılıyor. Şüphelenilen ve az riskli bulunan ürünler ise 3 sayılı listede bulunuyor.<br />
<br />
Belirli aralıklarla yenilenen bu listelerdeki ürünler, ticaret sırasında önemli kısıtlayıcı uygulamalara maruz kalıyorlar. Söz gelimi riskli bulunan ürünler ihraç edilirken, ambalajlarının üzerine çok tehlikeli olduğunu gösteren &#8221;kuru kafa&#8221; ya da çarpı şeklinde &#8221;kemik&#8221; logosu kullanılıyor. Ayrıca AB&#8217;nin diğer mevzuatları kapsamında otomatik olarak ticareti kısıtlayıcı etkileri oluyor.<br />
<br />
TÜRKİYE&#8217;NİN İTİRAZLARI<br />
<br />
Edinilen bilgiye göre, AB Komisyonu, 2000 yılında, boru söz konusu direktif kapsamında incelemeye aldı. Teknik İlerleme Komitesi, 16 Şubat 2007&#8242;de, borik asit ve sodyum boratların, &#8221;üremeye olumsuz etkili toksik madde&#8221; olarak sınıflandırılmasını öngören bir tavsiye kararı kabul etti. Komisyon çalışmalarını sürekli takip eden Türkiye, bor konusundaki hassasiyetini, hem Gümrük Birliği Ortak Komitesi&#8217;ne hem de ikili görüşmelerinde sürekli iletti. Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ile Çevre ve Orman ile Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanları da AB Komisyonu&#8217;nun ilgili komiserlerine muhatap mektuplar yazdı.<br />
<br />
Türkiye, Komite&#8217;nin geçen yıl Temmuz ve Kasım, bu yıl Mart aylarında yapılan toplantılarında, sınıflandırma kararına ilişkin itiraz ve çekincelerini defalarca vurguladı. Türkiye&#8217;nin yanı sıra, ABD, Malezya, Avustralya, Arjantin, Şili, Japonya ve Çin de sınıflandırma aleyhinde görüş bildirdi.<br />
<br />
Türkiye&#8217;nin işbirliği tekliflerine olumlu yaklaşmayan AB komisyonu, &#8221;üremeye olumsuz etkili toksik madde&#8221; olduğu gerekçesiyle 2 sayılı listede yer almasına ilişkin direktifi, 9 Haziran 2008&#8242;de kabul etti. AB&#8217;nin söz konusu kararı, 15 Eylül&#8217;de Topluluk Resmi Gazetesi&#8217;nde, 20 gün sonra yürürlükte olmak üzere yayımlandı.<br />
<br />
Şimdi Türkiye, AB&#8217;nin kararını, &#8221;bilimsel temellere dayanmadığı ve ticarette teknik engel oluşturmaya yönelik olduğu&#8221; gerekçesi ile DTÖ nezdinde dava etmeye hazırlanıyor. Oysa ki AB bu testi fareler üzerine doğrudan enjekte yöntemiyle yapmıştı. Bor da doğrudan kullanılmayan bir mineraldi. Yoğun olarak deterjan, cam, seramik gibi sektörlerde, az miktarda da enerji sektöründe kullanılan ve kullanım alanları giderek genişleyen borun, söz konusu ürünler aracılığı ile insana gıda yönünden bulaşması mümkün değildi.<br />
<br />
Pek tabi ki, AB&#8217;nin söz konusu kararı  &#8221;ikincil ve psikolojik etkilerinin&#8221; ön planda olduğu bir karardır. Uzmanlar, bu işaretleri koymanın ilk aşamada ihracatı doğrudan olumsuz etkilemese bile, tüketici tercihlerini olumsuz etkileyebileceği muhakkaktır.<br />
<br />
Oysa ki, hayati derecede zararlı olan CocaCola üretimi ve tüketimi konusunda aynı hassasiyet gösterilmemektedir. Savunmada, Türkiye&#8217;de yapılan epidomolojik çalışmaları örnek gösteren Türkiye, bor üretiminde çalışan ve doğrudan bora maruz kalan insanların kan ve idrar örneklerinde, AB&#8217;nin doğrudan bor enjekte ettiği farelerde, köpeklerden yola çıkarak öngördüğü düzeylerde bora rastlanmadığını ifade etti. Çin, ABD&#8217;de yapılan ve borun insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olmadığını gösteren çalışmalar da sunuldu.<br />
<br />
Şimdiye kadar 2 kez DTÖ yaptırımlarına maruz kalan Türkiye, ilk kez DTÖ&#8217;ye şikayette bulunmuş olacak. bu başvurunun, tam üyeliği hedeflediği AB aleyhine olması da ayrıca önem taşıyor.<br />
<br />
4 milyar ton bor rezervinin yüzde 72&#8217;si Türkiye&#8217;de. Ama Türkiye dahil yıllık tüketim milyon ton. Bor kimyasallarının yüzde 95&#8242;i cam, seramik ve deterjan sektörüne satılıyor. Bu yıl, 500-600 milyon dolar düzeyinde gerçekleşmesi beklenen bor ihracatının 130-140 milyon doları AB&#8217;ye yönelik. Bor kimyasalları ihracatının yüzde 50&#8217;si Çin, Japonya, Malezya gibi Uzak Doğu ülkelerine yapılıyor.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Avrupa Birliğinin Bor Kıskançlığı<br />
10 Kasım 2008 Pazartesi<br />
Ekonomi<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Yinelenebilir enerji kaynaklarından petrol ve doğalgaz rezervleri dibe vururken güneş enerjisinden de azami enerji üretim teknolojisinin hala tam olarak kullanılamaması, gözleri alternatif enerji kaynaklarına yöneltmektedir. Bunların da başında, bor, uranyum, neptünyum gibi mineraller gelmektedir. Bunların en başında da şu an için Türkiye&#8217;de rezerv bakımından en bol olarak bulunan bor minerali bütün dikkatleri üzerine çekmektedir. <br />
<br />
Avrupa birliği (AB) dünya bor rezervinin yüzde 70&#8242;inden fazlasına sahip olan Türkiye&#8217;nin itirazlarına rağmen, boru &#8221;üremeye olumsuz etkili toksik madde&#8221; listesine almıştır.<br />
<br />
Türkiye de, AB&#8217;ye bor ihracatının yüzde 70&#8242;ini olumsuz etkileyecek kararla ilgili Dünya Ticaret Örgütü&#8217;nde (DTÖ) dava açmaya hazırlanıyor. Daha önce 2 kez DTÖ yaptırımlarına maruz kalan Türkiye, ilk kez DTÖ&#8217;ye şikayette bulunurken, bunun AB aleyhine olması da ayrıca önem taşıyor.<br />
<br />
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, AB, 67/548/ECC sayılı AB Komisyonu direktifi doğrultusunda, tehlikeli maddelerin sınıflandırılması, ambalajlanması ve etiketlenmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Direktif uyarınca, kimyasal maddeler, insan sağlığı yönünden risk durumlarına göre 3 listede toplanıyor. İnsan üzerinde yapılan deneylere göre sağlık üzerinde olumsuz etkileri belirlenen ürünler ilk listede yer alırken, hayvanlar üzerinde yapılan deneylere göre insanları da olumsuz etkileyebileceği öngörülen ürünler &#8221;2 sayılı liste&#8221;de sınıflandırılıyor. Şüphelenilen ve az riskli bulunan ürünler ise 3 sayılı listede bulunuyor.<br />
<br />
Belirli aralıklarla yenilenen bu listelerdeki ürünler, ticaret sırasında önemli kısıtlayıcı uygulamalara maruz kalıyorlar. Söz gelimi riskli bulunan ürünler ihraç edilirken, ambalajlarının üzerine çok tehlikeli olduğunu gösteren &#8221;kuru kafa&#8221; ya da çarpı şeklinde &#8221;kemik&#8221; logosu kullanılıyor. Ayrıca AB&#8217;nin diğer mevzuatları kapsamında otomatik olarak ticareti kısıtlayıcı etkileri oluyor.<br />
<br />
TÜRKİYE&#8217;NİN İTİRAZLARI<br />
<br />
Edinilen bilgiye göre, AB Komisyonu, 2000 yılında, boru söz konusu direktif kapsamında incelemeye aldı. Teknik İlerleme Komitesi, 16 Şubat 2007&#8242;de, borik asit ve sodyum boratların, &#8221;üremeye olumsuz etkili toksik madde&#8221; olarak sınıflandırılmasını öngören bir tavsiye kararı kabul etti. Komisyon çalışmalarını sürekli takip eden Türkiye, bor konusundaki hassasiyetini, hem Gümrük Birliği Ortak Komitesi&#8217;ne hem de ikili görüşmelerinde sürekli iletti. Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ile Çevre ve Orman ile Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanları da AB Komisyonu&#8217;nun ilgili komiserlerine muhatap mektuplar yazdı.<br />
<br />
Türkiye, Komite&#8217;nin geçen yıl Temmuz ve Kasım, bu yıl Mart aylarında yapılan toplantılarında, sınıflandırma kararına ilişkin itiraz ve çekincelerini defalarca vurguladı. Türkiye&#8217;nin yanı sıra, ABD, Malezya, Avustralya, Arjantin, Şili, Japonya ve Çin de sınıflandırma aleyhinde görüş bildirdi.<br />
<br />
Türkiye&#8217;nin işbirliği tekliflerine olumlu yaklaşmayan AB komisyonu, &#8221;üremeye olumsuz etkili toksik madde&#8221; olduğu gerekçesiyle 2 sayılı listede yer almasına ilişkin direktifi, 9 Haziran 2008&#8242;de kabul etti. AB&#8217;nin söz konusu kararı, 15 Eylül&#8217;de Topluluk Resmi Gazetesi&#8217;nde, 20 gün sonra yürürlükte olmak üzere yayımlandı.<br />
<br />
Şimdi Türkiye, AB&#8217;nin kararını, &#8221;bilimsel temellere dayanmadığı ve ticarette teknik engel oluşturmaya yönelik olduğu&#8221; gerekçesi ile DTÖ nezdinde dava etmeye hazırlanıyor. Oysa ki AB bu testi fareler üzerine doğrudan enjekte yöntemiyle yapmıştı. Bor da doğrudan kullanılmayan bir mineraldi. Yoğun olarak deterjan, cam, seramik gibi sektörlerde, az miktarda da enerji sektöründe kullanılan ve kullanım alanları giderek genişleyen borun, söz konusu ürünler aracılığı ile insana gıda yönünden bulaşması mümkün değildi.<br />
<br />
Pek tabi ki, AB&#8217;nin söz konusu kararı  &#8221;ikincil ve psikolojik etkilerinin&#8221; ön planda olduğu bir karardır. Uzmanlar, bu işaretleri koymanın ilk aşamada ihracatı doğrudan olumsuz etkilemese bile, tüketici tercihlerini olumsuz etkileyebileceği muhakkaktır.<br />
<br />
Oysa ki, hayati derecede zararlı olan CocaCola üretimi ve tüketimi konusunda aynı hassasiyet gösterilmemektedir. Savunmada, Türkiye&#8217;de yapılan epidomolojik çalışmaları örnek gösteren Türkiye, bor üretiminde çalışan ve doğrudan bora maruz kalan insanların kan ve idrar örneklerinde, AB&#8217;nin doğrudan bor enjekte ettiği farelerde, köpeklerden yola çıkarak öngördüğü düzeylerde bora rastlanmadığını ifade etti. Çin, ABD&#8217;de yapılan ve borun insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olmadığını gösteren çalışmalar da sunuldu.<br />
<br />
Şimdiye kadar 2 kez DTÖ yaptırımlarına maruz kalan Türkiye, ilk kez DTÖ&#8217;ye şikayette bulunmuş olacak. bu başvurunun, tam üyeliği hedeflediği AB aleyhine olması da ayrıca önem taşıyor.<br />
<br />
4 milyar ton bor rezervinin yüzde 72&#8217;si Türkiye&#8217;de. Ama Türkiye dahil yıllık tüketim milyon ton. Bor kimyasallarının yüzde 95&#8242;i cam, seramik ve deterjan sektörüne satılıyor. Bu yıl, 500-600 milyon dolar düzeyinde gerçekleşmesi beklenen bor ihracatının 130-140 milyon doları AB&#8217;ye yönelik. Bor kimyasalları ihracatının yüzde 50&#8217;si Çin, Japonya, Malezya gibi Uzak Doğu ülkelerine yapılıyor.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pazar Yazısı: Bu Yazı Edebi Değildir!]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1046</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:42:55 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1046</guid>
			<description><![CDATA[ Pazar Yazısı: Bu Yazı Edebi Değildir!<br />
9 Kasım 2008 Pazar<br />
Yaşam<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Geçen Pazar bu yazı başlığının reklamını yapmıştım yine bu sütunlardan. Eee, bir hafta geçti ve geldi çattı şu edebi olmayan yazının yazılmasısının (sizler için de okunmasının) sırası.<br />
<br />
2007 yılı başlarında  &#8220;İmla Klavuzu Karga Olanların Edebiyatla Dansı&#8221; başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda ifrit olduğum hatta her bir sinir uçlarımın zıpladığı, beynimdeki sinaps, dendrit ve aksonlarımın fazla mesai yaptığı bir konuya değinmiştim.<br />
<br />
Noktalama işaretlerinin ve imla kurallarının bir çok kelli felli yazar ve hatta aydın tarafından hacamat edildiği yazı örneklerini okurken cuş-u huruşa geldiğim anlarda hep böylesi bir yazı ben de yazacağımın en azından bu mutluluğun (mu yoksa mutsuzluğun mu) ne menem bir şey olduğunu yaşayacağımı düşünmüştüm. Şimdi sıra geldi.<br />
<br />
Şimdi yazımın edebiyat dışı olan kısımlarını italik (sağayatık) yazı tipiyle başınızı otuzbeş derece sağa yatırarak okuyun bakalım.<br />
<br />
Birkereyazıyazarkenkelimelerarasındaboşlukbırakılır,öylepeşpeşekelimeleryazılırs abununtambiraşureçorbasıolacağınıadınayazardediklerikişilernasıldüşünmezki.<br />
<br />
Baksanıza allahın aşkına nasıl oldu. Ey yazarlar yaptığınız hatanın komedyasını görün. Hele bir de kelimeyi bitirirler , tam bu sırada boşluk bırakır ve ondan sonra noktalama yapmazlar mı  ?. Ve en garibi de noktalamadan önce boşluğu bırakır noktalamasını yapar ondan sonra boşluk bırakmadan diğer cümleye başlarsa işte durum daha da dayanılmaz hal alır  .Bu da yetmiyormuş gibi   ,kelimelerde geçen bağlaçları ayırmaz yer yer anlam kaymalarına yol açar. Yada,adınıvesoyadınınherikisinide büyük harfleyazar. Adım AHMET FİDAN derken düşünsenize lisan-ı hal ile bağırarak BAĞIRARAK seslenmiş gibi. Bir de dizin halinde olmayan başlıkların tamamını büyük harfle yazarlar. Görgüsüzlük gibi.<br />
<br />
Şimdi bide olayın sanatBoyutu var.Yazdığımız yazı su gibiyudum yudumakmalı anamızın aksütü gibi içimize inmeli dimiyani. <br />
<br />
Şunu da yazmadan geçmiyeyim, bir çok yazar hani absürtlük olsundiye değil (benim şu an yaptığım gibi) bilmeden veya vazalaklığından konuşma diliyle yazı dilini birbirinden ayırmaz. Şimdi ben bunlara Türkçe kaba kaçacağından dolayı ingilizce &#8220;ox&#8221; demek istiyorum.<br />
<br />
Allahtan isim zikretmedim ki kimse üstüne alınmasın, bu hataları yapanlar okkalu gine yesin diye. Baksanıza allasen, konuşma diliyle yazı dilini birbirine karıştırınca veya metinlerde gereği dışında jargon veya argo kullanınca yazı ne hale düşüyo. En çok yapılan sinir harbi meydan muharebesi oluşturan alışkanlıklardan biri de kelimelerin nasıl yazıldığını çoğu zaman bilmediğimizden uydum kalabalığa allahuekber mantığıyla duyduğumuz gibi yazdıklarımı.  Bunların bir çoğunu görmek istemez yazarlar, çünki kendilerine dokunur. Amerikadaki krizden bahsederken Amarika diye yazan ulusal basında yazan sazanvesafdirikler bile gördüm basında. Onları orada yazar yapanındaaaaaa, onları okuyanınn daaaaaaaaa akıllarına şaşiyyyyymmmm.<br />
<br />
Eh bu kadar saçmalamak yeter sanırım. Ama ne olur sevgili okurlarım, yukarıdaki italik edebi olmayan kısımları okuyup lütfen ama lütfen bu konularda hassas ve dikkatli olun. Benim de yaptığım hatalar veya atladığım yerler olursa yazılarımı elektronik ortamda okuyanlar altına yorum döşensinler. Bu konuda eleştirilere açığım.<br />
<br />
Neyse pazar pazar bu kadar zamanınızı yediğim için kusura bakmayın diyemeyeceğim. Saçmalıklar arasında çuvaldızı batırmasaydım belki de Ahmet FİDAN&#8217;ın sıkıcı yazılarından birini daha okumuş olacaktınız.<br />
<br />
Pazarınız keyifli, günleriniz mutlu, geleceğiniz umutlu olsun.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Pazar Yazısı: Bu Yazı Edebi Değildir!<br />
9 Kasım 2008 Pazar<br />
Yaşam<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Geçen Pazar bu yazı başlığının reklamını yapmıştım yine bu sütunlardan. Eee, bir hafta geçti ve geldi çattı şu edebi olmayan yazının yazılmasısının (sizler için de okunmasının) sırası.<br />
<br />
2007 yılı başlarında  &#8220;İmla Klavuzu Karga Olanların Edebiyatla Dansı&#8221; başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda ifrit olduğum hatta her bir sinir uçlarımın zıpladığı, beynimdeki sinaps, dendrit ve aksonlarımın fazla mesai yaptığı bir konuya değinmiştim.<br />
<br />
Noktalama işaretlerinin ve imla kurallarının bir çok kelli felli yazar ve hatta aydın tarafından hacamat edildiği yazı örneklerini okurken cuş-u huruşa geldiğim anlarda hep böylesi bir yazı ben de yazacağımın en azından bu mutluluğun (mu yoksa mutsuzluğun mu) ne menem bir şey olduğunu yaşayacağımı düşünmüştüm. Şimdi sıra geldi.<br />
<br />
Şimdi yazımın edebiyat dışı olan kısımlarını italik (sağayatık) yazı tipiyle başınızı otuzbeş derece sağa yatırarak okuyun bakalım.<br />
<br />
Birkereyazıyazarkenkelimelerarasındaboşlukbırakılır,öylepeşpeşekelimeleryazılırs abununtambiraşureçorbasıolacağınıadınayazardediklerikişilernasıldüşünmezki.<br />
<br />
Baksanıza allahın aşkına nasıl oldu. Ey yazarlar yaptığınız hatanın komedyasını görün. Hele bir de kelimeyi bitirirler , tam bu sırada boşluk bırakır ve ondan sonra noktalama yapmazlar mı  ?. Ve en garibi de noktalamadan önce boşluğu bırakır noktalamasını yapar ondan sonra boşluk bırakmadan diğer cümleye başlarsa işte durum daha da dayanılmaz hal alır  .Bu da yetmiyormuş gibi   ,kelimelerde geçen bağlaçları ayırmaz yer yer anlam kaymalarına yol açar. Yada,adınıvesoyadınınherikisinide büyük harfleyazar. Adım AHMET FİDAN derken düşünsenize lisan-ı hal ile bağırarak BAĞIRARAK seslenmiş gibi. Bir de dizin halinde olmayan başlıkların tamamını büyük harfle yazarlar. Görgüsüzlük gibi.<br />
<br />
Şimdi bide olayın sanatBoyutu var.Yazdığımız yazı su gibiyudum yudumakmalı anamızın aksütü gibi içimize inmeli dimiyani. <br />
<br />
Şunu da yazmadan geçmiyeyim, bir çok yazar hani absürtlük olsundiye değil (benim şu an yaptığım gibi) bilmeden veya vazalaklığından konuşma diliyle yazı dilini birbirinden ayırmaz. Şimdi ben bunlara Türkçe kaba kaçacağından dolayı ingilizce &#8220;ox&#8221; demek istiyorum.<br />
<br />
Allahtan isim zikretmedim ki kimse üstüne alınmasın, bu hataları yapanlar okkalu gine yesin diye. Baksanıza allasen, konuşma diliyle yazı dilini birbirine karıştırınca veya metinlerde gereği dışında jargon veya argo kullanınca yazı ne hale düşüyo. En çok yapılan sinir harbi meydan muharebesi oluşturan alışkanlıklardan biri de kelimelerin nasıl yazıldığını çoğu zaman bilmediğimizden uydum kalabalığa allahuekber mantığıyla duyduğumuz gibi yazdıklarımı.  Bunların bir çoğunu görmek istemez yazarlar, çünki kendilerine dokunur. Amerikadaki krizden bahsederken Amarika diye yazan ulusal basında yazan sazanvesafdirikler bile gördüm basında. Onları orada yazar yapanındaaaaaa, onları okuyanınn daaaaaaaaa akıllarına şaşiyyyyymmmm.<br />
<br />
Eh bu kadar saçmalamak yeter sanırım. Ama ne olur sevgili okurlarım, yukarıdaki italik edebi olmayan kısımları okuyup lütfen ama lütfen bu konularda hassas ve dikkatli olun. Benim de yaptığım hatalar veya atladığım yerler olursa yazılarımı elektronik ortamda okuyanlar altına yorum döşensinler. Bu konuda eleştirilere açığım.<br />
<br />
Neyse pazar pazar bu kadar zamanınızı yediğim için kusura bakmayın diyemeyeceğim. Saçmalıklar arasında çuvaldızı batırmasaydım belki de Ahmet FİDAN&#8217;ın sıkıcı yazılarından birini daha okumuş olacaktınız.<br />
<br />
Pazarınız keyifli, günleriniz mutlu, geleceğiniz umutlu olsun.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bilgi Ötesi Toplumunda Gıda ve Beslenme]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1045</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:36:53 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1045</guid>
			<description><![CDATA[ Bilgi Ötesi Toplumunda Gıda ve Beslenme<br />
8 Kasım 2008 Cumartesi<br />
Teknoloji<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
Ünlü nüfus bilimci Malthus, nüfus artarken gıda üretim miktarının da buna paralel olarak artmayacağını, ilerleyen yıllarda dünyayı büyük bir kıtlık bekleyeceğini söylemişti nüfus teoreminde. Malthus&#8217;ün bu teorisini teknolojik gelişmeler, gıda teknolojisindeki ve genetik mühendisliğindeki gelişmeler çürütmüştür. Pek tabi ki o zamandan bu günkü teknolojinin kestirimini öngörmek imkansıza yakın bir olguydu.<br />
<br />
<br />
Gerçi tarım alanlarının gittikçe sanayi alanları tarafından istila edilmesi, küresel ısınma vb. nedenlerden dolayı toprak bazlı tarımsal üretimi ciddi anlamda krizler beklemekte ancak ne var ki topraksız tarım, hibritlerdeki genetik değişiklikler vb. teknolojik gelişmeler bu olası krizi şimdiden anlamsız hale getirmektedir.<br />
<br />
<br />
Tarımsal üretim teknolojilerindeki gelişmeler, daha önce onbinlerce dekar tarım arazisinden alınacak mahsullerin bu gün için küçük bir serada bütün bir yıl sürekli olarak alınabilmesi mümkün hale gelmiştir. Bu durumda tarımsal üretimin toprakla bağlantısı önemli ölçüde kopmaya başlamıştır.<br />
<br />
<br />
GIDA ÜRÜNLERİNE OLAN METABOLİZMİK İHTİYAÇ:<br />
<br />
<br />
Malthus&#8217;ün teorisini çürütmek için gıda ürünlerinin üretim yöntemindeki böylesi değişim yeterli olurken öte taraftan gıda ürünlerine olan gereksinim açısından da Malthus&#8217;ün teorisi iflas edecektir. Çünkü bu güne göre cybersapience toplumu çok çok daha az gıdaya ihtiyaç duyacaktır.<br />
<br />
<br />
Hatta uzuvlarının önemli kısmı yapaylaşan Cybersapience toplumu çok daha az bir gıda ile hayatta kalabilecektir. Uzuvlara yerleştirilen güç takviye optimizasyonu ile daha az güç harcanıp daha fazla enerji ortaya çıkarılabilecektir. Zaten gıda tüketiminde posalı gıda tüketimi de yerini tablet kullanımına bırakacaktır.<br />
<br />
<br />
Böylesi bir toplum da elbette ki çok daha az enerji sarfedilirken enerji kaynağı olarak ta çoğunlukla güneş enerjisi kullanılacak, bunun yanında daha az enerji tüketileceğinden bilgi ötesi veya cybersapience toplumunda beslenme diye bu günkü anlamda bir olgudan bahsetmemiz oldukça güç olacaktır.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Bilgi Ötesi Toplumunda Gıda ve Beslenme<br />
8 Kasım 2008 Cumartesi<br />
Teknoloji<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
Ünlü nüfus bilimci Malthus, nüfus artarken gıda üretim miktarının da buna paralel olarak artmayacağını, ilerleyen yıllarda dünyayı büyük bir kıtlık bekleyeceğini söylemişti nüfus teoreminde. Malthus&#8217;ün bu teorisini teknolojik gelişmeler, gıda teknolojisindeki ve genetik mühendisliğindeki gelişmeler çürütmüştür. Pek tabi ki o zamandan bu günkü teknolojinin kestirimini öngörmek imkansıza yakın bir olguydu.<br />
<br />
<br />
Gerçi tarım alanlarının gittikçe sanayi alanları tarafından istila edilmesi, küresel ısınma vb. nedenlerden dolayı toprak bazlı tarımsal üretimi ciddi anlamda krizler beklemekte ancak ne var ki topraksız tarım, hibritlerdeki genetik değişiklikler vb. teknolojik gelişmeler bu olası krizi şimdiden anlamsız hale getirmektedir.<br />
<br />
<br />
Tarımsal üretim teknolojilerindeki gelişmeler, daha önce onbinlerce dekar tarım arazisinden alınacak mahsullerin bu gün için küçük bir serada bütün bir yıl sürekli olarak alınabilmesi mümkün hale gelmiştir. Bu durumda tarımsal üretimin toprakla bağlantısı önemli ölçüde kopmaya başlamıştır.<br />
<br />
<br />
GIDA ÜRÜNLERİNE OLAN METABOLİZMİK İHTİYAÇ:<br />
<br />
<br />
Malthus&#8217;ün teorisini çürütmek için gıda ürünlerinin üretim yöntemindeki böylesi değişim yeterli olurken öte taraftan gıda ürünlerine olan gereksinim açısından da Malthus&#8217;ün teorisi iflas edecektir. Çünkü bu güne göre cybersapience toplumu çok çok daha az gıdaya ihtiyaç duyacaktır.<br />
<br />
<br />
Hatta uzuvlarının önemli kısmı yapaylaşan Cybersapience toplumu çok daha az bir gıda ile hayatta kalabilecektir. Uzuvlara yerleştirilen güç takviye optimizasyonu ile daha az güç harcanıp daha fazla enerji ortaya çıkarılabilecektir. Zaten gıda tüketiminde posalı gıda tüketimi de yerini tablet kullanımına bırakacaktır.<br />
<br />
<br />
Böylesi bir toplum da elbette ki çok daha az enerji sarfedilirken enerji kaynağı olarak ta çoğunlukla güneş enerjisi kullanılacak, bunun yanında daha az enerji tüketileceğinden bilgi ötesi veya cybersapience toplumunda beslenme diye bu günkü anlamda bir olgudan bahsetmemiz oldukça güç olacaktır.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gitmedim, Görmedim Ama Söyledim!]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1044</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:32:44 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1044</guid>
			<description><![CDATA[ Gitmedim, Görmedim Ama Söyledim!<br />
7 Kasım 2008 Cuma<br />
Kültür<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Mustafa&#8217;ya gitmişler, ben gitmedim, gidemedim, ama gideceğim&#8230;<br />
<br />
Değerlendirmeler düz ve koyu olmayan değerlendirmeler. Yanlarındaki koyu renkli ve yatık ilaveler de de benim notlarım. Sakın ola ki karıştırılmasın. Adam belgeseli izlemiş ve alt alta değerlendirmeleri yapmış ben de her değerlendirdiği satıra kaynak yaparak ilave yaptım. Sarhoş. // doğru<br />
Kafayı bulunca ağlayan&#8230; // doğal hatta masumca<br />
<br />
Hoyrat. // yeri geldiğinde herkes için doğal<br />
<br />
Soğuk // öyle de olmalı bazen<br />
<br />
Kalpsiz. // çoğu erkekler bayanlar için kalpsizdir, doğal<br />
Çevresine eziyet eden&#8230; // liderler öyledir, öyle olmasa da öyle algılanır.<br />
İtiraz edeni asan&#8230; // eh tek adam siz olsanız saniyesinde yok edersiniz.<br />
<br />
Arkadaşlarını satan&#8230; // Snmıyorum. Satsaydı ülkesini satar bu destanı kazanamazdı. Bence algılama hatası vardır, gidince test ederim.<br />
Goygoycuların dolduruşuna gelen&#8230; // kim dolduruşa gelmez ki, bu gün bile devleti,<br />
odacılar, sekreterler, şoförler yönetiyor, emret bakanım filmini hatırlayın&#8230;<br />
Milletten bihaber. // Bihaber olsa başarılı olamazdı. Ayrıca Mustafanın her akşam mahalle kahvesine gidecek hali yok ya!<br />
<br />
Hatta milleti küçümseyen, alay eden&#8230; // izleyenin algı hatasıdır, ve de doğaldır.<br />
Hesabını kitabını bilmeyen&#8230; // bu gün milletvekillerinin kaçı ekmeğin kaç para<br />
olduğunu bilir acaba??<br />
Batı hayranı. // Döneminde yetiştiği etkilendiği akımlara göre değerlendirirsek doğal. Kim batı<br />
hayranı değil ki&#8230; O zamanın medeniyet konusunda batı ileri ise hayran olmamak anlamsız.<br />
Sefa düşkünü. // doğal<br />
O balo senin, bu balo benim, gezen. // ülkeyi kurtarmış, son zamanlarında eğlenmiş işte, ne var bunda.<br />
Zampara // bu satırları yazan veya yazan gibi düşünenler kendilerine baksın<br />
Cephede bile karı-kız düşünen&#8230; // yorumumu izleyince yaparım ama erkek her zaman erkektir.<br />
Savaşmadığı için sıkılan&#8230;// Bir baş komutan için çok çok doğal<br />
<br />
Ordu varken, çete kurmaya kalkan&#8230; // izleyince yorum yaparım. Ama bu ordudan kasıt Osmanlı ordusu ise, pek tabi ki doğal hatta gereklilik, ayrıca bu gün derin devleti ve kontrgerillayı unutmayın.<br />
Devrimleri intikam için yapan&#8230; // İzleyince yorum yaparım.<br />
<br />
Dinsiz. // Tartışmalı bir konu.<br />
<br />
Kendi heykellerini diktiren&#8230; // Benim naçiz vücudum&#8230; diye başlayan güzel cümleyi<br />
söyleyip te heykelini diktirmekte bir mahsur olmasa gerek. (Bence doğal ama zamanımızın insanları heykel konusunu abartıp putlaştırmıştır. Yoksa Mustafa şu<br />
an yaşasa teker teker yıktırırdı.<br />
Megaloman. // Megaloman olmaması saçma. Lider kişi zaten megalomandır bir ölçüde. Hakkıdır.<br />
Bencil. // Bencil hiç olamaz, belgeseli hazırlayanın böyle bir intiba uyandırması aklından zoru var<br />
demektir ki, Can Dündar muhteşem bir insan. Böyle bir hata yapamaz. Algılayan ve aktaranın yanlış yorumu.<br />
<br />
Günde 3 paket sigara içen. // Tek kusuru bu olsun.))<br />
Usul usul intihar eden&#8230; // )))<br />
Psikolojik bunalımda&#8230; // Son zamanlarında bunalıma girmesi doğal. Herkes bunalıma girebilir.<br />
Yalnız. // Eee, liderler yalnız olur. Toplum insanları yalnız olur. Ben de yalnızım. Tercih meselesi. Kahveye gidip lak lak yapsa yalnız olmazdı. Ama yanlış olurdu!!!!<br />
<br />
Çaresiz. // Hiç te bile çaresiz değildi. Algılama hatası<br />
Basiretsiz. // Asla<br />
Zavallı bir adam. // )))<br />
*<br />
&#8220;Mustafa&#8217;daki Mustafa bu.<br />
*<br />
Anafartalar 1 saniye.<br />
İşgal 2 saniye.<br />
Tası tarağı toplayıp kaçmak<br />
için, sığır sürüsünün çıkardığı toz bulutundan bile tırsan&#8230; Sığır sürüsüyle<br />
düşman ordusunu ayırt etmekten aciz biri&#8230; Başkomutanlık meydan muharebesi<br />
desen&#8230; Taktiğini falan başkasından araklamış zaten.<br />
*<br />
Hak edilmiş bence Oscar&#8230;<br />
En azından Nobel. &#8220;<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Değerlendirmeyi yapan bir de<br />
yukarıdaki tırnak içi cümleleri yazmış. Çok doğal olan şeyleri eksiklik olarak algılamış. Sığır sürüsüyle düşman ordusu uzaktan karıştırılabilir. O zamanın teknolojisiyle, ve de bundan korkulabilir, neticede savaş. Ayrıca taktiği başkasından alabilir. Araklayabilir. Önemli olan savaşın kazanılması.<br />
<br />
<br />
Hasılı Can DÜNDAR&#8217;ın bu yapıtını izlemedim ama kısa tanıtımlarını gördüm. Harikaydı. İzleyince de minik bir değerlendirme yaparım. Ne yani, on yıllardır bize dayatılan her açıdan tanıdığımız Mustafa&#8217;nın bilmediğimiz başka yönlerinin ortaya konulması neden bizi rahatsız ediyor ki.<br />
<br />
<br />
Dile getirilen her konu doğal. Burada karşımızda bir TANRI yok ki, kusursuz olsun. Bizden biri olarak Atatürk&#8217;e Mustafa adıyla harika bir belgesel yapılmış. Bence de eleştiri veya<br />
kara mizah anlamında değil gerçekten Oscar vermek gerek. <br />
<br />
Atatürk bu gün yaşasaydı, belgeselin bazı yerlerini düzettirir, bazı yerlerine güler bazı yerlerinde de belgeseli hazırlayan Can DÜNDAR&#8217;ı öperdi.<br />
<br />
Esenlik dileklerimle.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Gitmedim, Görmedim Ama Söyledim!<br />
7 Kasım 2008 Cuma<br />
Kültür<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Mustafa&#8217;ya gitmişler, ben gitmedim, gidemedim, ama gideceğim&#8230;<br />
<br />
Değerlendirmeler düz ve koyu olmayan değerlendirmeler. Yanlarındaki koyu renkli ve yatık ilaveler de de benim notlarım. Sakın ola ki karıştırılmasın. Adam belgeseli izlemiş ve alt alta değerlendirmeleri yapmış ben de her değerlendirdiği satıra kaynak yaparak ilave yaptım. Sarhoş. // doğru<br />
Kafayı bulunca ağlayan&#8230; // doğal hatta masumca<br />
<br />
Hoyrat. // yeri geldiğinde herkes için doğal<br />
<br />
Soğuk // öyle de olmalı bazen<br />
<br />
Kalpsiz. // çoğu erkekler bayanlar için kalpsizdir, doğal<br />
Çevresine eziyet eden&#8230; // liderler öyledir, öyle olmasa da öyle algılanır.<br />
İtiraz edeni asan&#8230; // eh tek adam siz olsanız saniyesinde yok edersiniz.<br />
<br />
Arkadaşlarını satan&#8230; // Snmıyorum. Satsaydı ülkesini satar bu destanı kazanamazdı. Bence algılama hatası vardır, gidince test ederim.<br />
Goygoycuların dolduruşuna gelen&#8230; // kim dolduruşa gelmez ki, bu gün bile devleti,<br />
odacılar, sekreterler, şoförler yönetiyor, emret bakanım filmini hatırlayın&#8230;<br />
Milletten bihaber. // Bihaber olsa başarılı olamazdı. Ayrıca Mustafanın her akşam mahalle kahvesine gidecek hali yok ya!<br />
<br />
Hatta milleti küçümseyen, alay eden&#8230; // izleyenin algı hatasıdır, ve de doğaldır.<br />
Hesabını kitabını bilmeyen&#8230; // bu gün milletvekillerinin kaçı ekmeğin kaç para<br />
olduğunu bilir acaba??<br />
Batı hayranı. // Döneminde yetiştiği etkilendiği akımlara göre değerlendirirsek doğal. Kim batı<br />
hayranı değil ki&#8230; O zamanın medeniyet konusunda batı ileri ise hayran olmamak anlamsız.<br />
Sefa düşkünü. // doğal<br />
O balo senin, bu balo benim, gezen. // ülkeyi kurtarmış, son zamanlarında eğlenmiş işte, ne var bunda.<br />
Zampara // bu satırları yazan veya yazan gibi düşünenler kendilerine baksın<br />
Cephede bile karı-kız düşünen&#8230; // yorumumu izleyince yaparım ama erkek her zaman erkektir.<br />
Savaşmadığı için sıkılan&#8230;// Bir baş komutan için çok çok doğal<br />
<br />
Ordu varken, çete kurmaya kalkan&#8230; // izleyince yorum yaparım. Ama bu ordudan kasıt Osmanlı ordusu ise, pek tabi ki doğal hatta gereklilik, ayrıca bu gün derin devleti ve kontrgerillayı unutmayın.<br />
Devrimleri intikam için yapan&#8230; // İzleyince yorum yaparım.<br />
<br />
Dinsiz. // Tartışmalı bir konu.<br />
<br />
Kendi heykellerini diktiren&#8230; // Benim naçiz vücudum&#8230; diye başlayan güzel cümleyi<br />
söyleyip te heykelini diktirmekte bir mahsur olmasa gerek. (Bence doğal ama zamanımızın insanları heykel konusunu abartıp putlaştırmıştır. Yoksa Mustafa şu<br />
an yaşasa teker teker yıktırırdı.<br />
Megaloman. // Megaloman olmaması saçma. Lider kişi zaten megalomandır bir ölçüde. Hakkıdır.<br />
Bencil. // Bencil hiç olamaz, belgeseli hazırlayanın böyle bir intiba uyandırması aklından zoru var<br />
demektir ki, Can Dündar muhteşem bir insan. Böyle bir hata yapamaz. Algılayan ve aktaranın yanlış yorumu.<br />
<br />
Günde 3 paket sigara içen. // Tek kusuru bu olsun.))<br />
Usul usul intihar eden&#8230; // )))<br />
Psikolojik bunalımda&#8230; // Son zamanlarında bunalıma girmesi doğal. Herkes bunalıma girebilir.<br />
Yalnız. // Eee, liderler yalnız olur. Toplum insanları yalnız olur. Ben de yalnızım. Tercih meselesi. Kahveye gidip lak lak yapsa yalnız olmazdı. Ama yanlış olurdu!!!!<br />
<br />
Çaresiz. // Hiç te bile çaresiz değildi. Algılama hatası<br />
Basiretsiz. // Asla<br />
Zavallı bir adam. // )))<br />
*<br />
&#8220;Mustafa&#8217;daki Mustafa bu.<br />
*<br />
Anafartalar 1 saniye.<br />
İşgal 2 saniye.<br />
Tası tarağı toplayıp kaçmak<br />
için, sığır sürüsünün çıkardığı toz bulutundan bile tırsan&#8230; Sığır sürüsüyle<br />
düşman ordusunu ayırt etmekten aciz biri&#8230; Başkomutanlık meydan muharebesi<br />
desen&#8230; Taktiğini falan başkasından araklamış zaten.<br />
*<br />
Hak edilmiş bence Oscar&#8230;<br />
En azından Nobel. &#8220;<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Değerlendirmeyi yapan bir de<br />
yukarıdaki tırnak içi cümleleri yazmış. Çok doğal olan şeyleri eksiklik olarak algılamış. Sığır sürüsüyle düşman ordusu uzaktan karıştırılabilir. O zamanın teknolojisiyle, ve de bundan korkulabilir, neticede savaş. Ayrıca taktiği başkasından alabilir. Araklayabilir. Önemli olan savaşın kazanılması.<br />
<br />
<br />
Hasılı Can DÜNDAR&#8217;ın bu yapıtını izlemedim ama kısa tanıtımlarını gördüm. Harikaydı. İzleyince de minik bir değerlendirme yaparım. Ne yani, on yıllardır bize dayatılan her açıdan tanıdığımız Mustafa&#8217;nın bilmediğimiz başka yönlerinin ortaya konulması neden bizi rahatsız ediyor ki.<br />
<br />
<br />
Dile getirilen her konu doğal. Burada karşımızda bir TANRI yok ki, kusursuz olsun. Bizden biri olarak Atatürk&#8217;e Mustafa adıyla harika bir belgesel yapılmış. Bence de eleştiri veya<br />
kara mizah anlamında değil gerçekten Oscar vermek gerek. <br />
<br />
Atatürk bu gün yaşasaydı, belgeselin bazı yerlerini düzettirir, bazı yerlerine güler bazı yerlerinde de belgeseli hazırlayan Can DÜNDAR&#8217;ı öperdi.<br />
<br />
Esenlik dileklerimle.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Amerika da Hiç Birşey Eskisi Gibi Olmayacak!]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1043</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:24:14 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1043</guid>
			<description><![CDATA[ Amerika&#8217;da Hiç Birşey Eskisi Gibi Olmayacak!<br />
6 Kasım 2008 Perşembe<br />
Dünya<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Gün geldi çattı. Vee ön, resmi olmayan sonuçlara göre Obama, Birleşik Devletlerin &#8216;devlet başkanı&#8217; sıfatını kanacağı belli oldu. Ben yine de bu iktidar devrinin sancısız olabileceğini düşünemiyorum. Çünkü bu sefer başkanlıktaki iktidar değişimi Cumhuriyetiçi Parti&#8217;den Demokrat Partiye basit bir devir teslim olmayacaktır takdir edersiniz. Bu mücadele asırlar öncesine dayanan tırnakların kanatılarak elde edildiği bir mücadelenin zaferidir aslında.<br />
<br />
Bu gün, yarın ve gelecekte Amerika&#8217;da iktidar artık siyahlara hizmet etmek zorundadır. Artık Amerika&#8217;da ırk ayrımcılığı şu ya da bu şekilde tarih olmaya başlamıştır.<br />
<br />
Bu öyle bir transformasyon ki, hasbel kader elde edilen veya gelinen bir değişim değildir elbet. Bu süreç daha önceki yazılarımın birinde de dile getirmiş olduğum bilinçli bir demografik hareketliliğin bir sonucudur. Çünkü on yıllar boyunca Amerika&#8217;da beyazlar ve varlıklı kişiler ya çocuk yapmaz ya da tek çocuk yaparken, zenciler tıpkı Türkiye&#8217;deki Muhafazakarlar gibi, en az üç çocuk yaparak nitelikli olmasa da sayısal çoğunluğu eline geçirmişlerdir.<br />
<br />
Bu seçim ile Birleşik Devletler Kuzey Güney gelir adaletsizliğini çözme noktasında ikna edici kayda alınır çözümlemelere gitmek durumundadır. Zaten hem Obama&#8217;nın seçimi kazanıp hem de bu gelir adaletsizliğinin giderilememesi durumunda bir sonraki seçimde Obama&#8217;nın karşısına ona rakip olarak yine bir siyahi başkan adayı Cumhuriyetçi Partiden çıkacaktır.<br />
<br />
Yalnız şunu da ilave etmemiz gerekecektir. Obama&#8217;nı başkan seçilmesi, Amerika için büyük bir şanstır. Ekonomik Krizin içinede kıvranan Amerika, Obama ile, yer yer Keynezyen politikalar izleyerek krizden çıkma çaresi arayacaktır. Dahası, Obamanın bizzat kendisi başta olmak üzere partisi ile yeni ekonomik bir canlanmanın ilk ivmesini oluşturabilecektir.<br />
<br />
Artık bu konudaki gelişmeleri zamana bırakacağız.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Amerika&#8217;da Hiç Birşey Eskisi Gibi Olmayacak!<br />
6 Kasım 2008 Perşembe<br />
Dünya<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Gün geldi çattı. Vee ön, resmi olmayan sonuçlara göre Obama, Birleşik Devletlerin &#8216;devlet başkanı&#8217; sıfatını kanacağı belli oldu. Ben yine de bu iktidar devrinin sancısız olabileceğini düşünemiyorum. Çünkü bu sefer başkanlıktaki iktidar değişimi Cumhuriyetiçi Parti&#8217;den Demokrat Partiye basit bir devir teslim olmayacaktır takdir edersiniz. Bu mücadele asırlar öncesine dayanan tırnakların kanatılarak elde edildiği bir mücadelenin zaferidir aslında.<br />
<br />
Bu gün, yarın ve gelecekte Amerika&#8217;da iktidar artık siyahlara hizmet etmek zorundadır. Artık Amerika&#8217;da ırk ayrımcılığı şu ya da bu şekilde tarih olmaya başlamıştır.<br />
<br />
Bu öyle bir transformasyon ki, hasbel kader elde edilen veya gelinen bir değişim değildir elbet. Bu süreç daha önceki yazılarımın birinde de dile getirmiş olduğum bilinçli bir demografik hareketliliğin bir sonucudur. Çünkü on yıllar boyunca Amerika&#8217;da beyazlar ve varlıklı kişiler ya çocuk yapmaz ya da tek çocuk yaparken, zenciler tıpkı Türkiye&#8217;deki Muhafazakarlar gibi, en az üç çocuk yaparak nitelikli olmasa da sayısal çoğunluğu eline geçirmişlerdir.<br />
<br />
Bu seçim ile Birleşik Devletler Kuzey Güney gelir adaletsizliğini çözme noktasında ikna edici kayda alınır çözümlemelere gitmek durumundadır. Zaten hem Obama&#8217;nın seçimi kazanıp hem de bu gelir adaletsizliğinin giderilememesi durumunda bir sonraki seçimde Obama&#8217;nın karşısına ona rakip olarak yine bir siyahi başkan adayı Cumhuriyetçi Partiden çıkacaktır.<br />
<br />
Yalnız şunu da ilave etmemiz gerekecektir. Obama&#8217;nı başkan seçilmesi, Amerika için büyük bir şanstır. Ekonomik Krizin içinede kıvranan Amerika, Obama ile, yer yer Keynezyen politikalar izleyerek krizden çıkma çaresi arayacaktır. Dahası, Obamanın bizzat kendisi başta olmak üzere partisi ile yeni ekonomik bir canlanmanın ilk ivmesini oluşturabilecektir.<br />
<br />
Artık bu konudaki gelişmeleri zamana bırakacağız.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Küçülen Mekanlar, Daralan Zamanlar ve Stressss!!!]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1042</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:21:05 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1042</guid>
			<description><![CDATA[ Küçülen Mekanlar, Daralan Zamanlar ve Stressss!!!<br />
5 Kasım 2008 Çarşamba<br />
Toplum<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Temelde ekonomik, fiziksel beşeri ve bilgi kaynaklı krizlerin ortaya çıkardığı küresel bunalımlar ve bireysel stresler her geçen gün hayatın daha fazla içine girmekte.<br />
<br />
Doğal afetler, savaşlar, kitlesel salgın hastalıklar, küresel çevre sorunları, elektronik saldırılar, ekonomik çöküş vb. leri küresel anlamda kriz doğururken ve ülkeleri ilgilendirmekte ve ülke yöneticileri top yekün olarak germekte ve müteyakkız hale getirmektedir. Bütün bunlara yinelenemeyen enerji kaynaklarının azalması sonucu gittikçe artan nükleer enerji yönelimleri daha fazla potansiyel tehditler oluşturmakta.<br />
<br />
Buna karşın, bireysel anlamda küçülen daralan çalışma mekanları ve daralan ve belirginleşen çalışma periyotları krizin öncelikli faktörleri haline gelmektedir.<br />
<br />
Bireyler gerek ulaşım gerek iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle belki bir ölçüde çok daha geniş alanlarda çalışabilme imkanına kavuşmakta ama bu geniş alanlarda çalışanlar toplam çalışanlar içinde çok az bir azınlığı oluşturmaktadır. Yani kitlesel anlamda çalışılan mekanlar her geçen gün daha da daralmakta ve bu daralan mekanlar insanları gittikçe daha fazla krize sokmaktadır.<br />
<br />
İlave olarak, hizmet sektörü geliştikçe çalışma periyotları ve zaman bazında yaşanılan gün dilimleri daha da daralmakta ve neredeyse hayatın her saati belli iş ve meşgalelere bölümlenmekte. Her gelen yıl, her geçen gün bu zaman periyotlarını daha da daraltmakta, bu daralan süreçte insanlar sözde veya özde daha fazla meşgul olmakta ve YOĞUNLUK SENDROMUNUN içine çekilmektedir.  Öyle ki, bir işletmedeki odacı bile ajanda tutup gün planı yapmaya başlamakta. Bu durumda on yıllar önceki yaşam tarzına göre bireylerin üzerindeki zaman baskısı, artan bir hızla şiddetlenmekte, bu da bireysel anlamda krizleri ve gerilmeleri doğurmakta, bu psikolojik yapı da işyeri ve aile yaşamına yansımakta ve sürekli ve düzenli olarak genişleyen ve yaygınlaşan eksi dışsallıklar üretmektedir.<br />
<br />
Hizmet sektöründeki genişleme ve teknolojik homojenleşme iş akış sistemlerini de sıradanlaştırdığından çalışanlar da programlanmış robotlara dönüşmektedir. Genel anlamda maddi manevi dört koldan daralan ve gerilen bireyler üzerindeki baskı gittikçe kronikleşmekte. Bu da psikolojik danışmanlık, aile danışmanlığı, alternatif rehabilitasyon, meditasyon vb. yeni mesleki alanlar veya sektörler doğurmaktadır.<br />
<br />
Krizin kaynaklarına inilmediği, stresin kökenlerine inilmediği sürece bireysel bunalımlar çok kolay hatta teknolojinin de yardımıyla bir gün içinde bütün eksi dışsallıklarıyla birlikte,  dünyanın bunalımı haline gelebilmektedir. Bu nedenle bu alanda yeni yeni kökleşmekte olan mesleki alanlar ve sektörlerin uğraşlarını yabana atmak, ikincil görmek son derece yanlış olduğu gibi potansiyel bir tehlikeyi de beraberinde getirmektedir.<br />
<br />
Bu veriler ışığında aile reislerinin daha fazla diyalog, şirket yöneticilerinin daha çok katılım, dünya liderlerinin daha fazla demokratik yaklaşımla böylesi olası stres ve krizleri kaynağından önleyebilmeleri mümkündür.Esenlik dileklerimle.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Küçülen Mekanlar, Daralan Zamanlar ve Stressss!!!<br />
5 Kasım 2008 Çarşamba<br />
Toplum<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Temelde ekonomik, fiziksel beşeri ve bilgi kaynaklı krizlerin ortaya çıkardığı küresel bunalımlar ve bireysel stresler her geçen gün hayatın daha fazla içine girmekte.<br />
<br />
Doğal afetler, savaşlar, kitlesel salgın hastalıklar, küresel çevre sorunları, elektronik saldırılar, ekonomik çöküş vb. leri küresel anlamda kriz doğururken ve ülkeleri ilgilendirmekte ve ülke yöneticileri top yekün olarak germekte ve müteyakkız hale getirmektedir. Bütün bunlara yinelenemeyen enerji kaynaklarının azalması sonucu gittikçe artan nükleer enerji yönelimleri daha fazla potansiyel tehditler oluşturmakta.<br />
<br />
Buna karşın, bireysel anlamda küçülen daralan çalışma mekanları ve daralan ve belirginleşen çalışma periyotları krizin öncelikli faktörleri haline gelmektedir.<br />
<br />
Bireyler gerek ulaşım gerek iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle belki bir ölçüde çok daha geniş alanlarda çalışabilme imkanına kavuşmakta ama bu geniş alanlarda çalışanlar toplam çalışanlar içinde çok az bir azınlığı oluşturmaktadır. Yani kitlesel anlamda çalışılan mekanlar her geçen gün daha da daralmakta ve bu daralan mekanlar insanları gittikçe daha fazla krize sokmaktadır.<br />
<br />
İlave olarak, hizmet sektörü geliştikçe çalışma periyotları ve zaman bazında yaşanılan gün dilimleri daha da daralmakta ve neredeyse hayatın her saati belli iş ve meşgalelere bölümlenmekte. Her gelen yıl, her geçen gün bu zaman periyotlarını daha da daraltmakta, bu daralan süreçte insanlar sözde veya özde daha fazla meşgul olmakta ve YOĞUNLUK SENDROMUNUN içine çekilmektedir.  Öyle ki, bir işletmedeki odacı bile ajanda tutup gün planı yapmaya başlamakta. Bu durumda on yıllar önceki yaşam tarzına göre bireylerin üzerindeki zaman baskısı, artan bir hızla şiddetlenmekte, bu da bireysel anlamda krizleri ve gerilmeleri doğurmakta, bu psikolojik yapı da işyeri ve aile yaşamına yansımakta ve sürekli ve düzenli olarak genişleyen ve yaygınlaşan eksi dışsallıklar üretmektedir.<br />
<br />
Hizmet sektöründeki genişleme ve teknolojik homojenleşme iş akış sistemlerini de sıradanlaştırdığından çalışanlar da programlanmış robotlara dönüşmektedir. Genel anlamda maddi manevi dört koldan daralan ve gerilen bireyler üzerindeki baskı gittikçe kronikleşmekte. Bu da psikolojik danışmanlık, aile danışmanlığı, alternatif rehabilitasyon, meditasyon vb. yeni mesleki alanlar veya sektörler doğurmaktadır.<br />
<br />
Krizin kaynaklarına inilmediği, stresin kökenlerine inilmediği sürece bireysel bunalımlar çok kolay hatta teknolojinin de yardımıyla bir gün içinde bütün eksi dışsallıklarıyla birlikte,  dünyanın bunalımı haline gelebilmektedir. Bu nedenle bu alanda yeni yeni kökleşmekte olan mesleki alanlar ve sektörlerin uğraşlarını yabana atmak, ikincil görmek son derece yanlış olduğu gibi potansiyel bir tehlikeyi de beraberinde getirmektedir.<br />
<br />
Bu veriler ışığında aile reislerinin daha fazla diyalog, şirket yöneticilerinin daha çok katılım, dünya liderlerinin daha fazla demokratik yaklaşımla böylesi olası stres ve krizleri kaynağından önleyebilmeleri mümkündür.Esenlik dileklerimle.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kitapların Ölümü Konulu Yazım Üzerine Bir Derkenar!]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1041</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:14:26 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1041</guid>
			<description><![CDATA[ Kitapların Ölümü Konulu Yazım Üzerine Bir Derkenar!<br />
4 Kasım 2008 Salı<br />
Kültür<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Ne çok şeyleri öldürdük a dostlar. Bu gün bir köşe yazısı dinledim sesli gazete&#8217;de sabahleyin. Bir teneke sobanın hayatımızdan çıkmasıyla söküp götürdüğü güzellikleri ve araya giren duvarların bireyselleşmemizi körüklemesi üzerine.<br />
<br />
Son beş yıldır, demokrasiyi ölümünü, sendikaları ölümünü, kağıdı ölümünü, kitapların ölümünü, sosyal bilimleri ölümünü, eğitimin ölümünü, en son da yine &#8220;Gizliliğin Ölümü&#8221; nü kaleme almıştım.<br />
<br />
Ben bunları yazsam da yazmasam da süreç bu şekildeydi maalesef.<br />
Teknoloji ilerledikçe bunlar ölmeye devam etmekte.<br />
<br />
Kalörifer çıkınca odalarımız ayrıldı. Bir teneke soba, bir maşinga, kuzine vb. ısınma gereçleri kalktı, kalörifer her odaya girince duvarlar ayırdı bizleri. Herkes odalarına dağıldı.<br />
Yok oldu ocak başındaki toplaşmalarımız.<br />
Yok oldu maaile komşularla soba kenarındaki halkalar, pişen kestaneler, soba kenarında uyuyan kediler yerde oynaşan çocuklar.<br />
Yok ettik elbirliğiyle, yok ettik ki yazdım.<br />
<br />
Daha cenazesi yazılacak bir çok konu var.<br />
<br />
Ben öldürsem de öldürmesem de yazsam da yazmasam da süreç bu şekilde.<br />
Bireyler bu süreci ancak ve ancak değiştirebilirler ama durduramazlar.<br />
Sevgili dostlar, ben derim ki, fırsatını bulursanız, komşunuzda veya çevrenizde soba ile ısınanlar varsa bunun keyfini çıkarın.<br />
<br />
Eğer sobanız hala duruyorsa, başında kestane kızartın ya da patates kızartın ama bunların başında mutlaka televizyonsuz candan sohbetler edin.<br />
<br />
Tavşan kanı çaylar için veya mis gibi kahvenizi yudumlayın.<br />
<br />
BUNLARI YAPIN.<br />
<br />
TEKNOLOJİYE ŞUH BİR ŞEKİLDE SALDIRILDIĞI BU ORTAMDA, BİRBİNİZİNİN KONU KOMŞUNUZUN GÜLEN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKIN.<br />
HASBİHAL EDİN.<br />
<br />
İnanın bunlar on sene sonra neredeyse hiç kalmayacak.<br />
Sevgi saygı ve esenlik dileklerimle.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Kitapların Ölümü Konulu Yazım Üzerine Bir Derkenar!<br />
4 Kasım 2008 Salı<br />
Kültür<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Ne çok şeyleri öldürdük a dostlar. Bu gün bir köşe yazısı dinledim sesli gazete&#8217;de sabahleyin. Bir teneke sobanın hayatımızdan çıkmasıyla söküp götürdüğü güzellikleri ve araya giren duvarların bireyselleşmemizi körüklemesi üzerine.<br />
<br />
Son beş yıldır, demokrasiyi ölümünü, sendikaları ölümünü, kağıdı ölümünü, kitapların ölümünü, sosyal bilimleri ölümünü, eğitimin ölümünü, en son da yine &#8220;Gizliliğin Ölümü&#8221; nü kaleme almıştım.<br />
<br />
Ben bunları yazsam da yazmasam da süreç bu şekildeydi maalesef.<br />
Teknoloji ilerledikçe bunlar ölmeye devam etmekte.<br />
<br />
Kalörifer çıkınca odalarımız ayrıldı. Bir teneke soba, bir maşinga, kuzine vb. ısınma gereçleri kalktı, kalörifer her odaya girince duvarlar ayırdı bizleri. Herkes odalarına dağıldı.<br />
Yok oldu ocak başındaki toplaşmalarımız.<br />
Yok oldu maaile komşularla soba kenarındaki halkalar, pişen kestaneler, soba kenarında uyuyan kediler yerde oynaşan çocuklar.<br />
Yok ettik elbirliğiyle, yok ettik ki yazdım.<br />
<br />
Daha cenazesi yazılacak bir çok konu var.<br />
<br />
Ben öldürsem de öldürmesem de yazsam da yazmasam da süreç bu şekilde.<br />
Bireyler bu süreci ancak ve ancak değiştirebilirler ama durduramazlar.<br />
Sevgili dostlar, ben derim ki, fırsatını bulursanız, komşunuzda veya çevrenizde soba ile ısınanlar varsa bunun keyfini çıkarın.<br />
<br />
Eğer sobanız hala duruyorsa, başında kestane kızartın ya da patates kızartın ama bunların başında mutlaka televizyonsuz candan sohbetler edin.<br />
<br />
Tavşan kanı çaylar için veya mis gibi kahvenizi yudumlayın.<br />
<br />
BUNLARI YAPIN.<br />
<br />
TEKNOLOJİYE ŞUH BİR ŞEKİLDE SALDIRILDIĞI BU ORTAMDA, BİRBİNİZİNİN KONU KOMŞUNUZUN GÜLEN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKIN.<br />
HASBİHAL EDİN.<br />
<br />
İnanın bunlar on sene sonra neredeyse hiç kalmayacak.<br />
Sevgi saygı ve esenlik dileklerimle.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pazar Yazısı: Vazalaklık ve Kovalaklık (Kovaklık) Üzerine]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1040</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:09:58 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1040</guid>
			<description><![CDATA[ Pazar Yazısı: Vazalaklık ve Kovalaklık (Kovaklık) Üzerine<br />
2 Kasım 2008 Pazar<br />
Yaşam<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Bazen  &#8220;Allah&#8217;ım bağışla beni ama, bu insanı niye yarattın&#8221; dersiniz.<br />
<br />
Tam o türden bir durum. Toplumda aksesuar veya görüntü olsun diye dolaşan yığınla insan var, her biriniz mutlaka görmüştür.<br />
<br />
Önce minnacık bir bilgi verelim.<br />
<br />
Vazalak, fazla hatta gereksiz laf eden, anlamsız kişilik oluşturan şahsiyetlere denir, kovalak (kovaklık) ise, akıldan yoksun bir halde gösteriş düşkünlüğü olarak tanımlayabiliriz.<br />
<br />
Bu ismini (pardon) sıfatını zikrettiğimiz ol şasiyetler kiii, toplumda bol miktarda bulunurlar ve hatta toplumun önemli bir çoğunluğunu ve ögesini oluşturur. Bu kişiler toplumun en güzel dolgu malzemeleridir. Gerek belli başlı programlarda, gerek topluluklarda bu kişiler kalabalık olma rollerini de çok güzel oynarlar. Daha doğru bir tabirle, bu kişiler rol de oynamazlar. Öööyle anlamsız bir şekilde durup dururlar.<br />
<br />
Ol varlıklara her hangi bir soru sorduklarınızda &#8220;Farketmez&#8220;, &#8220;olabilir&#8221; şeyy bilmemm&#8220;, &#8220;nasıl istersen öyle olsun&#8221; türünden cevapları alma ihtimaliniz yüksektir.<br />
<br />
Hiç düşünemem bir kişiye sorulan çoğu soruda farketmez cevabının nasıl verilebileceğini.<br />
<br />
Elbette ki insan şu ya da bu şekilde bir tercih koyar.<br />
<br />
İnsanın bir kişiliği olur, bir tercihi olur, bir duruşu olur, bir bakışı olur, bir anlamı olur, bir misyonu olur, bir amacı olur velhasıl birşeyleri olur.<br />
<br />
Hani insan olarak bir varlık nedeni vardır.<br />
<br />
Bu kişilerin tek varlık nedenleri, hasbel kader insan elbisesi giymeleri, beden olarak insana benzemeleri ve nefes almalarıdır.<br />
<br />
Hani bazı hayvanlar vardır, kapıdaki köpek gibi, sobanın başındaki kedi gibi, ahırdaki eşşek gibi tek varlık nedenleri veya misyonları vardır. Havlamak, gerektiğinde ısırmak, fare tutmak, zorla da olsa yük taşımak. Ama bu hayvanların bir tane de olsa bir misyonları vardır. Anacığım, vazalak ve kovalak tipli insana benzeyen şeylerin tek bir misyonu var, o da hasbelkader kopup geldikleri dünyada nefes almak.<br />
<br />
Sadece nefes alıp verirler bir de elbise giyip üç beş kelime konuşup öööyle anlamsız anlamsız ömür sürerler.<br />
<br />
Bu pazar günü sizleri yine gıcıklandırdım.<br />
<br />
OFFFF, YİNE AZİZ NESİN&#8216;LEŞTİM. DURDURSUN BU KİŞİY BİRİLERİ BİR AN ÖNCE.<br />
<br />
&#8220;EYYYY İNSANLAR, SİZLERİN YÜZDE YİRMİSİ AKILLIDIR.&#8221;<br />
<br />
Yine Aziz Amcanın, dozerle düzeltildiği mezarındaki kemikleri bayram etmiştir ben bunları yazdıkça.<br />
<br />
NE BÜYÜK İNSANMIŞIN BÜYÜK USTA,<br />
<br />
Manevi varlığın önünde saygıyla eğiliyorum.<br />
<br />
Eyy okurlarım vasiyetimdir, bu vazalak ve kovalak yazar (bendeniz))) öldüğünde de basit bir cenaze töreni sonunda mezarını belediyenin çöplüğüne gömün, üzerini dozerle kapatın.<br />
<br />
Hatta ölüsünün üzerine beton dökün. Tekrar hortlayıp böyle saçma sapan yazı yazmasın.<br />
<br />
Pazar günü esenlik diliyorum sizlere ama, ne olur poponuza iğne batırdıysam önce o iğneyi çıkarın öyle dolaşın)))<br />
<br />
Yine de aydınlık yarınlar bizim olsun!<br />
<br />
Haftaya pazar günü de &#8220;Bu Yazı Edebi Değildir&#8221; başlıklı yazımız olsun.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Pazar Yazısı: Vazalaklık ve Kovalaklık (Kovaklık) Üzerine<br />
2 Kasım 2008 Pazar<br />
Yaşam<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Bazen  &#8220;Allah&#8217;ım bağışla beni ama, bu insanı niye yarattın&#8221; dersiniz.<br />
<br />
Tam o türden bir durum. Toplumda aksesuar veya görüntü olsun diye dolaşan yığınla insan var, her biriniz mutlaka görmüştür.<br />
<br />
Önce minnacık bir bilgi verelim.<br />
<br />
Vazalak, fazla hatta gereksiz laf eden, anlamsız kişilik oluşturan şahsiyetlere denir, kovalak (kovaklık) ise, akıldan yoksun bir halde gösteriş düşkünlüğü olarak tanımlayabiliriz.<br />
<br />
Bu ismini (pardon) sıfatını zikrettiğimiz ol şasiyetler kiii, toplumda bol miktarda bulunurlar ve hatta toplumun önemli bir çoğunluğunu ve ögesini oluşturur. Bu kişiler toplumun en güzel dolgu malzemeleridir. Gerek belli başlı programlarda, gerek topluluklarda bu kişiler kalabalık olma rollerini de çok güzel oynarlar. Daha doğru bir tabirle, bu kişiler rol de oynamazlar. Öööyle anlamsız bir şekilde durup dururlar.<br />
<br />
Ol varlıklara her hangi bir soru sorduklarınızda &#8220;Farketmez&#8220;, &#8220;olabilir&#8221; şeyy bilmemm&#8220;, &#8220;nasıl istersen öyle olsun&#8221; türünden cevapları alma ihtimaliniz yüksektir.<br />
<br />
Hiç düşünemem bir kişiye sorulan çoğu soruda farketmez cevabının nasıl verilebileceğini.<br />
<br />
Elbette ki insan şu ya da bu şekilde bir tercih koyar.<br />
<br />
İnsanın bir kişiliği olur, bir tercihi olur, bir duruşu olur, bir bakışı olur, bir anlamı olur, bir misyonu olur, bir amacı olur velhasıl birşeyleri olur.<br />
<br />
Hani insan olarak bir varlık nedeni vardır.<br />
<br />
Bu kişilerin tek varlık nedenleri, hasbel kader insan elbisesi giymeleri, beden olarak insana benzemeleri ve nefes almalarıdır.<br />
<br />
Hani bazı hayvanlar vardır, kapıdaki köpek gibi, sobanın başındaki kedi gibi, ahırdaki eşşek gibi tek varlık nedenleri veya misyonları vardır. Havlamak, gerektiğinde ısırmak, fare tutmak, zorla da olsa yük taşımak. Ama bu hayvanların bir tane de olsa bir misyonları vardır. Anacığım, vazalak ve kovalak tipli insana benzeyen şeylerin tek bir misyonu var, o da hasbelkader kopup geldikleri dünyada nefes almak.<br />
<br />
Sadece nefes alıp verirler bir de elbise giyip üç beş kelime konuşup öööyle anlamsız anlamsız ömür sürerler.<br />
<br />
Bu pazar günü sizleri yine gıcıklandırdım.<br />
<br />
OFFFF, YİNE AZİZ NESİN&#8216;LEŞTİM. DURDURSUN BU KİŞİY BİRİLERİ BİR AN ÖNCE.<br />
<br />
&#8220;EYYYY İNSANLAR, SİZLERİN YÜZDE YİRMİSİ AKILLIDIR.&#8221;<br />
<br />
Yine Aziz Amcanın, dozerle düzeltildiği mezarındaki kemikleri bayram etmiştir ben bunları yazdıkça.<br />
<br />
NE BÜYÜK İNSANMIŞIN BÜYÜK USTA,<br />
<br />
Manevi varlığın önünde saygıyla eğiliyorum.<br />
<br />
Eyy okurlarım vasiyetimdir, bu vazalak ve kovalak yazar (bendeniz))) öldüğünde de basit bir cenaze töreni sonunda mezarını belediyenin çöplüğüne gömün, üzerini dozerle kapatın.<br />
<br />
Hatta ölüsünün üzerine beton dökün. Tekrar hortlayıp böyle saçma sapan yazı yazmasın.<br />
<br />
Pazar günü esenlik diliyorum sizlere ama, ne olur poponuza iğne batırdıysam önce o iğneyi çıkarın öyle dolaşın)))<br />
<br />
Yine de aydınlık yarınlar bizim olsun!<br />
<br />
Haftaya pazar günü de &#8220;Bu Yazı Edebi Değildir&#8221; başlıklı yazımız olsun.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeni Toplumsal Model: Ütülenmiş Çıkıntılar, Bilinçli Yığınlar!]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1039</link>
			<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:04:11 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1039</guid>
			<description><![CDATA[ Yeni Toplumsal Model: Ütülenmiş Çıkıntılar, Bilinçli Yığınlar!<br />
1 Kasım 2008 Cumartesi<br />
Toplum<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Yöneticiler her zaman kitlelerin mut&#8217;i neferler olmasını istemiştir. Toplumun bilinçlendirilmesi konusunda büyük bir istekle destekleyici ve istekli görülmelerine rağmen iş başa düştüğünde ustaca manevralarla kıvırmışlardır. Bu davranış son derece mantıklı ama mantıklı olduğu kadar da acınacak bir durumdur.<br />
<br />
Toplum yöneticileri veya liderleri çok iyi bilmektedirler ki, bilinçli insanların yönetimi kalabalıkların yönetiminden daha kolay ve sorunsuz olmaktadır. Tıpkı başarısız yöneticilerin pasif ve sıradan kişilerle çalışmayı tercih ettikleri gibi. Oysa ki bu durumda ister işletmeler, (örgütler veya kurumlar) isterse toplum yerinde saymakta, hatta geri gitmektedir.<br />
<br />
ÜTÜLENMİŞ ÇIKINTILAR:<br />
<br />
Çıkıntılar ve çıkıntı psikolojisi konusunda daha önce yazmıştım. Bu konuda tekrar ayrıntıya girmeyi düşünmüyorum. Ama bahsi derinleştirmek için çok kısaca şunları ifade etmem gerekecektir. Toplumda çıkıntılar her zaman vardır gereklidir. Ama bu çıkıntıların makul seviyede ve tepkilerinin de makul düzeyde tutulabilmesi durumunda toplum (ileriye doğru) hareket ivmesine başlamıştır bile. Tepki ve davranışlarının ussallaştırıldığı bireyler toplum için tam anlamıyla birer öğretmendirler. Onlar üzerinde titremek gerek. Ama gerçek hayatta bunun çoğu zaman tam tersi olmaktadır.<br />
<br />
Toplumun ezici yığınsal kalabalıkları bu çıkıntıların son derece haklı çıkışlarını yadsımakta hatta çoğu zaman linç etmektedir. Bu duruda toplumun devingenliğinin sağlanması için yapılması gereken, çıkıntı özellikli bireylerin davranışlarına balans ayarı yapılması gereğidir.<br />
<br />
Bu durumda çıkıntı tipler zeka ve tecrübelerini makul zeminde, gerekli kişilere, uygun zamanda yapabilecekler ve bu haliyle inanılmaz artı değer üretecek ve her bir çıkışlarıyla toplumda yeni sinerji kaynakları oluşturacaklardır. Bu hareketlenme de edilgen sabit fikirli yığınlar veya kitleleri tetikleyecek ve toplum topyekün kalkınacaktır.<br />
<br />
Bilinçli yığınların oluşturulabilmesi için davranışları ütülenmiş çıkıntıların her biri toplumda &#8220;rol model&#8221; olacaklardır. Bu kişilikli ve tercihleri, kendilerine ait fikri olan, bu olguları en başta kendi beyninde netleştirmiş bireyler örgün veya yaygın eğitim seminerleriyle artı değerlerini daha geniş kitlelere duyurmalıdır. Bu konuda özellikle yerel yönetim kuruluşları hassas olmalıdır. Hatta belediyeler bu konuda formel ve zamanlanmış eğitim seminerleri düzenlemelidir. Bu konuda ülke genelinde http://www.bilinclenme.com veya http://www.ulusalbilinclenme.com, veya http://www.ulusalbilinclenme.org sitelerimizde konu başlıkları ve eylem noktalarını oluşturmuş bulunmaktayız. Kendini aşmış, olaylara siyaset adamı mantığı değil de devlet adamı mantığıyla bakabilen yöneticilerimizle her zaman iş birliğine hazırız.<br />
<br />
Bu günlük bu kadar olsun. Esenlik dileklerimizle.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Yeni Toplumsal Model: Ütülenmiş Çıkıntılar, Bilinçli Yığınlar!<br />
1 Kasım 2008 Cumartesi<br />
Toplum<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Yöneticiler her zaman kitlelerin mut&#8217;i neferler olmasını istemiştir. Toplumun bilinçlendirilmesi konusunda büyük bir istekle destekleyici ve istekli görülmelerine rağmen iş başa düştüğünde ustaca manevralarla kıvırmışlardır. Bu davranış son derece mantıklı ama mantıklı olduğu kadar da acınacak bir durumdur.<br />
<br />
Toplum yöneticileri veya liderleri çok iyi bilmektedirler ki, bilinçli insanların yönetimi kalabalıkların yönetiminden daha kolay ve sorunsuz olmaktadır. Tıpkı başarısız yöneticilerin pasif ve sıradan kişilerle çalışmayı tercih ettikleri gibi. Oysa ki bu durumda ister işletmeler, (örgütler veya kurumlar) isterse toplum yerinde saymakta, hatta geri gitmektedir.<br />
<br />
ÜTÜLENMİŞ ÇIKINTILAR:<br />
<br />
Çıkıntılar ve çıkıntı psikolojisi konusunda daha önce yazmıştım. Bu konuda tekrar ayrıntıya girmeyi düşünmüyorum. Ama bahsi derinleştirmek için çok kısaca şunları ifade etmem gerekecektir. Toplumda çıkıntılar her zaman vardır gereklidir. Ama bu çıkıntıların makul seviyede ve tepkilerinin de makul düzeyde tutulabilmesi durumunda toplum (ileriye doğru) hareket ivmesine başlamıştır bile. Tepki ve davranışlarının ussallaştırıldığı bireyler toplum için tam anlamıyla birer öğretmendirler. Onlar üzerinde titremek gerek. Ama gerçek hayatta bunun çoğu zaman tam tersi olmaktadır.<br />
<br />
Toplumun ezici yığınsal kalabalıkları bu çıkıntıların son derece haklı çıkışlarını yadsımakta hatta çoğu zaman linç etmektedir. Bu duruda toplumun devingenliğinin sağlanması için yapılması gereken, çıkıntı özellikli bireylerin davranışlarına balans ayarı yapılması gereğidir.<br />
<br />
Bu durumda çıkıntı tipler zeka ve tecrübelerini makul zeminde, gerekli kişilere, uygun zamanda yapabilecekler ve bu haliyle inanılmaz artı değer üretecek ve her bir çıkışlarıyla toplumda yeni sinerji kaynakları oluşturacaklardır. Bu hareketlenme de edilgen sabit fikirli yığınlar veya kitleleri tetikleyecek ve toplum topyekün kalkınacaktır.<br />
<br />
Bilinçli yığınların oluşturulabilmesi için davranışları ütülenmiş çıkıntıların her biri toplumda &#8220;rol model&#8221; olacaklardır. Bu kişilikli ve tercihleri, kendilerine ait fikri olan, bu olguları en başta kendi beyninde netleştirmiş bireyler örgün veya yaygın eğitim seminerleriyle artı değerlerini daha geniş kitlelere duyurmalıdır. Bu konuda özellikle yerel yönetim kuruluşları hassas olmalıdır. Hatta belediyeler bu konuda formel ve zamanlanmış eğitim seminerleri düzenlemelidir. Bu konuda ülke genelinde http://www.bilinclenme.com veya http://www.ulusalbilinclenme.com, veya http://www.ulusalbilinclenme.org sitelerimizde konu başlıkları ve eylem noktalarını oluşturmuş bulunmaktayız. Kendini aşmış, olaylara siyaset adamı mantığı değil de devlet adamı mantığıyla bakabilen yöneticilerimizle her zaman iş birliğine hazırız.<br />
<br />
Bu günlük bu kadar olsun. Esenlik dileklerimizle.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeni Ekonomik Tuzak: Domino Kapanı!]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1038</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 23:59:23 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1038</guid>
			<description><![CDATA[ Yeni Ekonomik Tuzak: Domino Kapanı!<br />
31 Ekim 2008 Cuma<br />
Ekonomi<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Bir taraftan savuruyor küresel esintiler parayı, pulu, borsayı, vurgunu, bir taraftan da kitleler tetikteler, karıncalanana kadar ayakları, bekleşmekteler&#8230;<br />
<br />
Hani bir kişinin yüz doları olur, dövizin yükselmesini bekler, veya 50 dolar borcu olur, düşmesini bekler ya, onun gibi, kitleler azmanlaşmış kartellerin egemenlik yarışında tepişmelerinin tozlu arenasında domino taşları da peş peşe devrilmek için hakim rüzgarın yönünü beklemekteler. Bilinçsiz, habersiz, aptallığa varan masumluklarıyla. Bir kısımı da yüksek faiz gelirlerini garantileyip likit fonla nakitte beklemekte. Ama her halükarda hakim rüzgarı bekleyip hamle yapmayı beklemekte. Kimi on dolarıyla beklerken kimisi de onmilyon veya yüzmilyon dolarıyla.<br />
<br />
Yahudi lobisinin Birleşik Devletler deki çalışma sistemi gibi inanılmaz lobiler yapılmakta, 2008 DÜNYA EKONOMİK BUHRANININ HAKİM RÜZGARINI TAYİN ETMEK İÇİN. Amerika&#8217;daki bir dosttan aldım haberi. Krizin realitesini anlattı bana. Sahiden de inandım. Kitleler halinde işyeri kapanışları ve işçi çıkarımları varmış. Zaten böylesi bulanık havada yatırım yapmak fazlaca saflık olur düşüncesiyle yığın yığın likit fonlar alınmakta.<br />
<br />
* * * * *<br />
<br />
Bir de egosantrik bir şekilde hayatı algılama alışkanlığı var ya insanların, özellikle gazetecilerin, yeni yetme tabirle bu psikolojiye &#8220;ayar oluyorum!&#8221; iyiden iyiye.<br />
<br />
Bana sizler de hak verirsiniz, İstanbul medyası, üniversiteyi istanbul üniversitesinin kampüs girişinden, kalabalığı ve insanları istiklal caddesinden, halkı halk otobüslerinden, toprağı da saksıdan gösterme huyları var ya bunun gibi. Ya da İstanbul&#8217;u Türkiyenin tek ve vazgeçilmez odağına koyup istanbulda sel olunca &#8220;Türkiye boğuldu&#8221; manşetiyle, taksimde bir bomba patlasa, &#8220;Tükiye terörün içinde&#8221; başlığı atmaktalar. Hah işte, tıpkı bunun gibi, Amerikalılar da Amerikada kriz olsa &#8220;dünya krizi&#8221; olur, Amerika&#8217;da seçim olsa, dünyada seçim olur, bir amerikan artisti ölse &#8220;dünya ağladı&#8221; olur.<br />
<br />
Bu açıdan Amerikada olan nasıl ki dünyayı temsil ediyorsa İstanbul&#8217;da olan da Türkiyeli temsil etmekte. Bu durumda BÜYÜK MEGAPOLLERİN KISA DÖNEMİN KARINI UMAN YIĞINLARI DÜNYA EKONOMİK KRİZİNİN ESİNTİSİYLE BİRBİRİ PEŞİNE DEVRİLECEK HAKİ ESİNTİYİ BEKLEMEKTE. Bu esintide ezilmek te var, yok olmak ta. Ama tek gerçek, insanların sürü halinde hareket ederek kendini mutlu hissetmeleridir.<br />
<br />
Tabi esas parsayı bu sürülerin aynı yönde davranış gösterip birbiri peşine yıkılan domino taşlarının tozuyla kaçışan insanların girdikleri kapanı  izleyen küresel kartel ve tröstler götürecektir. Yığınlarca kitleler tarafından bu gösterilen benzer davranışlar kartellerin domino kapanı olsa gerek.<br />
<br />
Allah&#8217;tan Türkiyenin bu krizi sarsıntısız atlatma konusunda hatırı sayılır derecede potansiyeli ve şansı var. Dilerim bu süreç uzun sürmez de, milyonlarca insanımızın dünya krizi bahanesiyle işsiz kalmalarına gönlümüz elvermez.<br />
<br />
Esen Kalın efendim. Yarınlar ve gelecek bize aydınlık olsun.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Yeni Ekonomik Tuzak: Domino Kapanı!<br />
31 Ekim 2008 Cuma<br />
Ekonomi<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Bir taraftan savuruyor küresel esintiler parayı, pulu, borsayı, vurgunu, bir taraftan da kitleler tetikteler, karıncalanana kadar ayakları, bekleşmekteler&#8230;<br />
<br />
Hani bir kişinin yüz doları olur, dövizin yükselmesini bekler, veya 50 dolar borcu olur, düşmesini bekler ya, onun gibi, kitleler azmanlaşmış kartellerin egemenlik yarışında tepişmelerinin tozlu arenasında domino taşları da peş peşe devrilmek için hakim rüzgarın yönünü beklemekteler. Bilinçsiz, habersiz, aptallığa varan masumluklarıyla. Bir kısımı da yüksek faiz gelirlerini garantileyip likit fonla nakitte beklemekte. Ama her halükarda hakim rüzgarı bekleyip hamle yapmayı beklemekte. Kimi on dolarıyla beklerken kimisi de onmilyon veya yüzmilyon dolarıyla.<br />
<br />
Yahudi lobisinin Birleşik Devletler deki çalışma sistemi gibi inanılmaz lobiler yapılmakta, 2008 DÜNYA EKONOMİK BUHRANININ HAKİM RÜZGARINI TAYİN ETMEK İÇİN. Amerika&#8217;daki bir dosttan aldım haberi. Krizin realitesini anlattı bana. Sahiden de inandım. Kitleler halinde işyeri kapanışları ve işçi çıkarımları varmış. Zaten böylesi bulanık havada yatırım yapmak fazlaca saflık olur düşüncesiyle yığın yığın likit fonlar alınmakta.<br />
<br />
* * * * *<br />
<br />
Bir de egosantrik bir şekilde hayatı algılama alışkanlığı var ya insanların, özellikle gazetecilerin, yeni yetme tabirle bu psikolojiye &#8220;ayar oluyorum!&#8221; iyiden iyiye.<br />
<br />
Bana sizler de hak verirsiniz, İstanbul medyası, üniversiteyi istanbul üniversitesinin kampüs girişinden, kalabalığı ve insanları istiklal caddesinden, halkı halk otobüslerinden, toprağı da saksıdan gösterme huyları var ya bunun gibi. Ya da İstanbul&#8217;u Türkiyenin tek ve vazgeçilmez odağına koyup istanbulda sel olunca &#8220;Türkiye boğuldu&#8221; manşetiyle, taksimde bir bomba patlasa, &#8220;Tükiye terörün içinde&#8221; başlığı atmaktalar. Hah işte, tıpkı bunun gibi, Amerikalılar da Amerikada kriz olsa &#8220;dünya krizi&#8221; olur, Amerika&#8217;da seçim olsa, dünyada seçim olur, bir amerikan artisti ölse &#8220;dünya ağladı&#8221; olur.<br />
<br />
Bu açıdan Amerikada olan nasıl ki dünyayı temsil ediyorsa İstanbul&#8217;da olan da Türkiyeli temsil etmekte. Bu durumda BÜYÜK MEGAPOLLERİN KISA DÖNEMİN KARINI UMAN YIĞINLARI DÜNYA EKONOMİK KRİZİNİN ESİNTİSİYLE BİRBİRİ PEŞİNE DEVRİLECEK HAKİ ESİNTİYİ BEKLEMEKTE. Bu esintide ezilmek te var, yok olmak ta. Ama tek gerçek, insanların sürü halinde hareket ederek kendini mutlu hissetmeleridir.<br />
<br />
Tabi esas parsayı bu sürülerin aynı yönde davranış gösterip birbiri peşine yıkılan domino taşlarının tozuyla kaçışan insanların girdikleri kapanı  izleyen küresel kartel ve tröstler götürecektir. Yığınlarca kitleler tarafından bu gösterilen benzer davranışlar kartellerin domino kapanı olsa gerek.<br />
<br />
Allah&#8217;tan Türkiyenin bu krizi sarsıntısız atlatma konusunda hatırı sayılır derecede potansiyeli ve şansı var. Dilerim bu süreç uzun sürmez de, milyonlarca insanımızın dünya krizi bahanesiyle işsiz kalmalarına gönlümüz elvermez.<br />
<br />
Esen Kalın efendim. Yarınlar ve gelecek bize aydınlık olsun.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net  http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ya Sizin Tevellüt Kaç?]]></title>
			<link>http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1037</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 23:45:27 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1037</guid>
			<description><![CDATA[ Ya Sizin Tevellüt Kaç?<br />
29 Ekim 2008 Çarşamba<br />
Yaşam<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Doğumunuz Kaç, Tevellüdüzün kaç?<br />
 <br />
Güzel bir yazı ulaştı e postamdan geçenlerde bana. Onu sizlerle aynısıyla paylaşmak istiyorum. Kimin yazdığını ayrıntılı olarak araştırmadım. Bilen varsa söylesin.<br />
<br />
Günümüz insanları ile eskiyi kıyaslama adına güzel maddeler. Buyurun okuyun:<br />
<br />
1. İçinde olduğu Şifrenizi yanlışlıkla mikro dalga fırınınıza girmeye çalışıyorsanız, 2. gerçek iskambil kâğıtlarıyla yıllardır fal bakmadığınızı fark ettiyseniz,  3. 3 kişilik ailenize ait 15 adet telefon numaranız varsa, yan masada çalışan arkadaşınıza e-mail gönderiyorsanız, 4. arkadaşlarını ve yakınlarını arayamama sebebin e-mail adreslerinin olmamasıysa, 5. alışverişten dönerken evinizde aldıklarınıza taşımaya yardım edecek birinin olup olmadığını anlamak için cep telefonunuzu kullanıyorsanız, 6.televizyondaki her reklâm, ekranın altında bir web adresi içeriyorsa, 7. hayatınızın ilk 20, 30 belki de 60 yılında sahip olmamanıza karşın, bugün evinizden cep telefonunuzu almadan çıkmak sizde paniğe yol açıyor ve almak için geri döndürüyorsa, 8. sabah uyandığınızda kahvaltıdan önce online oluyorsanız, gülümserken başınızı yana yatırıyorsanız)))), 10. bu yazıyı okuyorsanız, başınızı sallıyor ve gülümsüyorsanız, daha da kötüsü, bu maili kimlere forward edeceğinizi şimdiden biliyorsanız, listede 9. maddenin olmadığını fark edemeyecek kadar meşgulseniz doğum tarihiniz bu günlerin insanı olduğunuzu gösterir.<br />
<br />
Bu yazıya &#8220;ne saçma şeyler bunlar&#8221; diyorsanız sizin doğum tarihiniz fiii tarihidir. Ya da rumi 1355 filan olsa gerek. <br />
<br />
Allah sonumuzu hayretsin. Ne diyelim, bi gidiş hiç hayra alamet değil diyceğim ama bir ucu bana da dokunuyor hani.<br />
<br />
Esenlik dileklerimle.<br />
<br />
sizin tevellüt fi tarihidir.<br />
<br />
Not:<br />
Bu yazı, http://www.timeturk.com, http://www.haberanaliz.net, http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net ile Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam, Marmara Bölge ve Balıkesir Demokrat gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Ya Sizin Tevellüt Kaç?<br />
29 Ekim 2008 Çarşamba<br />
Yaşam<br />
<br />
Dr. Ahmet FİDAN<br />
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ<br />
<br />
Doğumunuz Kaç, Tevellüdüzün kaç?<br />
 <br />
Güzel bir yazı ulaştı e postamdan geçenlerde bana. Onu sizlerle aynısıyla paylaşmak istiyorum. Kimin yazdığını ayrıntılı olarak araştırmadım. Bilen varsa söylesin.<br />
<br />
Günümüz insanları ile eskiyi kıyaslama adına güzel maddeler. Buyurun okuyun:<br />
<br />
1. İçinde olduğu Şifrenizi yanlışlıkla mikro dalga fırınınıza girmeye çalışıyorsanız, 2. gerçek iskambil kâğıtlarıyla yıllardır fal bakmadığınızı fark ettiyseniz,  3. 3 kişilik ailenize ait 15 adet telefon numaranız varsa, yan masada çalışan arkadaşınıza e-mail gönderiyorsanız, 4. arkadaşlarını ve yakınlarını arayamama sebebin e-mail adreslerinin olmamasıysa, 5. alışverişten dönerken evinizde aldıklarınıza taşımaya yardım edecek birinin olup olmadığı